ATATÜRK ve TARİHİMİZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ATATÜRK ve TARİHİMİZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ÖĞRETMENLER GÜNÜ TÜRKİYE'DE NEDEN 24 KASIM'DA KUTLANIYOR? #24KasımÖğretmenlerGünü

başöğretmen atatürk ile ilgili görsel sonucu
Türkiye'de 24 Kasım'da kutlanan ve önemli tarihlerden biri olan olan Öğretmenler Günü, 1994’ten beri pek çok ülkede her yıl 5 Ekim günü kutlanıyor. Ancak bazı ülkeler, kendi kültürel ve tarihi özelliklerine göre Öğretmenler Günü'nü farklı tarihlerde ve şekillerde kutluyor. Örneğin 12 Arap ülkesinde (Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Fas, Katar, Libya, Mısır, Suudi Arabistan, Tunus, Umman, Ürdün, Yemen) her yıl 28 Şubat günü, Öğretmenler Günü olarak kutlanıyor. Bazı ülkelerde bu özel gün tatil ilan edilebiliyor. 
Peki, Türkiye'de neden 24 Kasım'da kutlanıyor? 
24 Kasım 1928 tarihi, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün "Millet Mektepleri’nin Başöğretmenliği"ni kabul ettiği gündür. Bu sebeple Türkiye'de Öğretmenler Günü her yıl Kasım ayının 24'ünde kutlanır.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN 
ÖĞRETMENLERE YÖNELİK SÖZLERİ
Türkiye'deki Öğretmenler Günü tarihini belirleyen Mustafa Kemal Atatürk, eğitime ve öğretmenlik mesleğine verdiği değeri her fırsatta dile getirmiş, bir ülkenin gelişiminde öğretmenlerin etkisini söylediği sözlerle hatırlatmıştı. İşte, Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk'ün öğretmenlerle ilgili sözlerinden bazıları!
  • Yeni kuşak, en büyük cumhuriyetçilik dersini bu günkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır.
  • Öğretmenler!... Cumhuriyet, fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister. Yeni nesli bu nitelik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir.

  • Öğretmenler; Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcilerini, sizler yetiştireceksiniz ve yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır.
  • Öğretmenler! Erkek ve kız çocuklarımızın, aynı suretle bütün tahsil derecelerindeki talim ve terbiyelerinin pratik olması mühimdir.
  • Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet, henüz bir millet adını alma yeteneğini kazanamamıştır.
  • Memleket evlâdı, her öğrenim aşamasında ekonomik hayatta verimli, etkili ve başarılı olacak surette donatılmalıdır.
  • Öğretmenler her fırsattan istifade ederek halka koşmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, öğretmenin çocuğa yalnız alfabe okutur bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır.
  • En önemli ve feyizli görevlerimiz, milli eğitim işleridir. Milli eğitim işlerinde mutlaka muzaffer olmak lazımdır. Bir milletin gerçek kurtuluşu ancak bu suretler olur
  • Öğrenci ne yaşta ve sınıfta olursa olsun, onlara geleceğin büyükleri gözüyle bakacak ve öyle davranacaksın.
başöğretmen atatürk ile ilgili görsel sonucu

Türkiye’de her yıl 24 Kasım, Öğretmenler Günü olarak kutlanır. Bu, 1981 yılında başlamış bir uygulamadır.
24 Kasım 1928, Türkiye Cumhuriyeti devletininin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün "Millet Mektepleri’nin Başöğretmenliği"ni kabul ettiği gündür. Bakanlar Kurulu, Mustafa Kemal Atatürk’e "Millet Mektepleri Başöğretmenliği" unvanını 11 Kasım 1928'de yaptığı toplantıda vermiş ve bu unvan, 24 Kasım'da Millet Mektepleri Talimatnamesi'nin yayımlanması ile resmileşmişti.
Atatürk'ün 100. doğum yıl dönümü olan 1981 yılında onun "başöğretmen" oluşunun yıldönümlerinde ülke çapında Öğretmenler Günü kutlanmasına karar verildi. Öğretmenler Günü ile ilgili kutlamalar, 26 Kasım 1992’de Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Öğretmenler Günü Kutlama Yönetmeliği çerçevesinde gerçekleşir

Başöğretmen Atatürk Ve 24 Kasım Öğretmenler Günü #24KasımÖğretmenlerGünü

Başöğretmen Atatürk Ve 24 Kasım Öğretmenler Günü
Atatürk, eğitimin, öğretimin yayılmasından, yaygınlaşmasından yanaydı. 1928 yılında Arap harflerinin kaldırılıp yerine bugün kullanmakta olduğumuz Türk harflerinin kabulü tüm yurtta sevinç yarattı. Halkın yeni harfleri kısa sürede öğrenip daha çok yurttaşın okur - yazar olmasını sağlamak amacıyla yoğun bir çalışma başladı. Okuma - yazmayı yaygınlaştırmak için okul çağı dışındaki yurttaşlara okuma - yazma öğreten okullar açıldı. Bunlara Millet Mektepleri adı verildi.

Atatürk, Ulus Okulları dediğimiz Millet Mektepleri'nde yazı tahtasının başına geçerek dersler verdi. Bakanlar kurulu 11.11.1928 günü yaptığı toplantıda Ata'ya Ulus Okullar Başöğretmenliği sanını verdi. 24 Kasım Atatürk'ün Millet Mektepleri Başöğretmenliğini kabul ettiği gündür.

Başöğretmen Atatürk, öğretmenlerin Ulusal Kurtuluş Savaşı'nda gösterdikleri etkinliği hep övmüştür. Atatürk yeni Türkiye'nin yaratılmasında öğretmenlere büyük görevler düştüğü inancındaydı. Çağdaş bir ulus olmamız için eğitimin yaygınlaşması gereğine inanıyordu. Bu nedenle Atatürk "Ulusları kurtaracak olan yalnız ve ancak öğretmenlerdir." Sözleriyle öğretmene verdiği önemi ve duyduğu saygıyı en güzel biçimde belirtmiştir.

Atatürk'ün 100. Doğum yıldönümü 1981 yılında, 24 Kasımın her yıl Öğretmenler Günü olarak kutlanması kararlaştırıldı. Dünyada en kutsal görev olarak bilinen bu mesleğin sıcak ve içten bir yaklaşımla "Öğretmen Günü"nün kabulü, öğretmenlik mesleğinin yüceliğini simgeleyen bir doğuş olmakla kalmamış çocuklarımızın hayallerini süsleyen meslekler sınıfına sokmuştur.

Yüce Önder Atatürk, "Benim asıl anlatılacak yanım, öğretmenliğimdir. Topluma, milletime ben öğretmenlik yapabiliyorsam, beni onunla anlatın. Yoksa kazandığım, yaptığım öteki işlerle beni anlatmanız pek önemli değildir." sözleriyle, savaş alanlarında en güçlü düşman ordularına karşı zaferlerden, bir ulusu yok olmaktan kurtarışıyla dünyanın takdirini kazanmış ününden değil de öğretmenlik yanının anlatılmasını istemekle, öğretmenin toplumları yücelten bir varlık olduğunu vurgulamıştır.

Öğretmen; yapıcı ve yaratıcıdır. İnsan haklarına saygılıdır. Öğretmen özverili, çevreye güven ve inanç veren, içi insan sevgisiyle dolu bir kişidir. Atatürk; "Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır." demekle öğretmene yüklediği sorumluluğu ve değeri anlatmıştır.

Eğitimin, ulusları yücelten faktör olduğunun bilincinde olan öğretmenler, Başöğretmenin direktifleri doğrultusunda, görevlerini fedakarca yapmışlar ve yapmaktadırlar.

Atatürk'ün öğretmene verdiği değer ve güvene layık olarak hizmetlerini sürdürmekte olan öğretmenler, emanet edilen gençliği Atatürkçülük'le dopdolu olarak yetiştirmektedirler. Yurdumuzu yüceltmenin, çağdaş uygarlık seviyesine gelmemiz için tek çıkar yolun, Atatürk ilke ve inkılaplarına sımsıkı bağlı kalınarak O' nun yolunu izlemek olduğunu, hiçbir zaman hatırdan çıkarılmamalıdır.



Eğitim Sitesi

Ben ATATÜRK'ü Gördüm... KOÇ Holding'e Teşekkürler...










10 KASIM 1938 GAZETE MANŞETLERİ

Cumhuriyet: 
“Büyük milli matemimiz”

 Ulus: 
“Kurtarıcını ve en büyük evladını kaybettin. 

Türk milleti sen sağ ol!”

Tan: 
“Babamızı kaybettik. Büyük şefimiz 

Atatürk dün sabah hayata gözlerini yumdu.”

Yeni Sabah: 
“Aziz Atatürk’ümüzü kaybettik.”

 Kurun: 
“Türk milleti her zaman büyük kurtarıcısı 

Atatürk’ün izinde yürüyecektir.”

Bugün: 
“Atamızı kaybettik.”

Akşam: 
“Türk milleti! Kurtarıcını ve en büyük 

evladını kaybettin. 

Sen sağ ol!”














Matemimiz ilk günkü gibi... Seni hiçbir zaman unutmayacağız Atam!






Ulu Önder Atatürk'ün, Laiklik ile İlgili Her Zaman Hatırlanması Gereken 16 Sözü




Laikliğin yalnızca din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması demek olduğunu düşünenler yanılıyorlar. Laiklik müslümanın da hristiyanın da musevinin de budistin de ateistin de inanma ya da inanmama özgürlüğüdür. Başka bir dinin egemen olmamasıdır. Devletin her dine eşit mesafede yaklaşmasıdır.
Bize laikliği yanlış bir şey gibi göstermeye çalışanlar amaçlarına ulaşamayacaklardır. Çünkü ardımıza dönüp baktığımızda ne yapmamız gerektiğini satır satır anlatan bir Gençliğe Hitabe'miz ve bunu öğütleyen ulu liderimiz Mustafa Kemal Atatürk vardır.
İşte; "Ulu Önder Atatürk'ün, Laiklik ile İlgili Her Zaman Hatırlanması Gereken 16 Sözü".

#1

#1
Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sade din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz.

#2

#2
Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü de demektir.

#3

#3
Din ve mezhep herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiç kimse hiçbir kimseyi, ne bir din, ne de bir mezhebi kabul etmeye zorlayabilir. Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz.

#4

#4
Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir. Laikliği dinsizlikle karıştırmak isteyenler, İlerleme ve canlılığın düşmanları ile gözlerinden perde kalkmamış doğu kavimlerinin fanatiklerinden başka kimse olamaz.

#5

Softa sınıfının din simsarlığına izin verilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler. İğrenç kimselerdir. İşte bu duruma karşıyız ve buna müsaade etmiyoruz.

#6

#6

Bunun gibi bağlı bulunmakla inanmış ve mutlu olduğumuz İslam dinini, yüzyıllardan beri alışılmış olduğu üzere, bir politika aracı durumundan kurtarmak ve yükseltmek gerektiği gerçeğini görüyoruz. Kutsal ve tanrısal olan inanç ve vicdanlarımızı karışık ve türlü renkte bulunan ve her türlü çıkarlar ve tutkuların alanı olan siyasetten ve siyasetin bütün ögelerinden bir an önce kesinlikle kurtarmak, milletin dünya ve ahiret mutluluğunun emrettiği bir zorunluluktur. Ancak böylece İslam dininin yüceliği gerçekleşir.

#7

#7

Vatandaşları içinde çeşitli dinlere mensup unsurlar bulunan ve her din mensubu hakkında adil ve tarafsız tutum ve davranışta bulunmaya ve mahkemelerinde vatandaşları ve yabancılar hakkında eşit adalet uygulamakla vazifeli olan bir hükumet, fikir ve vicdan hürriyetlerine uymaya mecburdur.

#8

#8

Bizim dinimiz hiçbir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah'ın emrettiği şeyi, kadın ve erkek beraber olarak ilim ve kültür edinmeleridir. Kadın ve erkek, bu ilim ve kültürü aramak ve nerede olursa oraya gitmek ve onunla dolu olma zorundadır. İslam ve Türk tarihi tetkik edilirse görülür ki bugün kendimizi bir türlü kayıtları bağlı zannettiğimiz şeyler yoktur. Türk sosyal hayatında kadınlar ilim, kültür ve diğer hususlarda erkeklerden katiyen geri kalmamışlardır. Belki daha ileriye gitmişlerdir.

#9


Türkiye Cumhuriyetinde, her yetişkin dinini seçmekte hür olduğu gibi, belirli bir dinin merasimi de serbesttir. Yani, ibadet hürriyeti vardır. Tabiatı ile ibadetler, güvenlik ve genel adaba aykırı olamaz; siyasi gösteri şeklinde de yapılamaz. Geçmişte çok görülmüş olan bu gibi durumlara artık Türkiye Cumhuriyeti asla katlanamaz.

#10

#10

Laik hükumet kavramından dinsizlik manası çıkarmaya çalışan fesatçılara fırsat vermeyiniz.

#11


Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.

#13

#13

Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kafir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslam'ın kafirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, dimağladır.

#14

#14

Bizim dinimiz en makul ve en tabii bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabi olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur.

#15

#15

Bizi yanlış yola sevk eden soysuzlar bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep din kuralları sözleriyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz... Görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harabeden fenalıklar hep din örtüsü altındaki küfür ve kötülükten gelmiştir.

#16



Artık Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa, kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar.


Çanakkale zaferinin 100.yılında Ankara'daki bir alışveriş merkezinde Askeri Bando tarafından düzenlenen etkinlik /// CEPA AVM


ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ


VATAN MARŞI


SAKARYA MARŞI 


HARMANDALI


ALAY MARŞI


HOŞGELİŞLER OLA 

MUSTAFA KEMAL PAŞAM...



CEPA AVM' YE VE ASKERİ BANDOYA ÇOK TEŞEKKÜRLER...
BENİ ÇOK DUYGULANDIRDILAR VE AĞLATTILAR...
KEŞKE ORADA OLUP BENDE EVDEN DEĞİL DE ORADA OLUP
 ONLARA EŞLİK EDEBİLSEYDİM...




23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun !!!!



23 Nisan 1920, Türk milletinin iradesini temsil eden Birinci Büyük Millet Meclisinin açıldığı ve Türk halkının egemenliğini ilân ettiği tarihtir.

Atatürk, 23 Nisan 1924'te '23 Nisan' gününün bayram olarak kutlanmasına karar vermiştir. Bu tarihten 5 yıl sonra 23 Nisan 1929
da Atatürk bu bayramı çocuklara armağan etmiştir ve 23 Nisan ilk defa 1929 yılında Çocuk Bayramı olarak da kutlanmaya başlanmıştır. 1979'da, yine ilk olarak altı ülkenin katılmasıyla uluslararası boyuta taşıdığımız bu millî bayramımıza, ortalama olarak her yıl kırkın üzerinde ülkeden gelen ve Türk çocuklarının misafiri olan yabancı ülke çocukları da katılmaktadır. Dünyada çocuklarına bayram hediye eden ve bu bayramı bütün dünya ile paylaşan ilk ve tek ülke Türkiyedir.

Türk milletinin gönlünde, onun bağımsızlığının sarsılmaz ifadesi olarak en önemli yeri işgâl eden 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, her yıl yurdumuzda ve yurtdışındaki temsilciliklerimizde, bütün kurumlarımızda, okullarımızda ve her evde çeşitli etkinliklerle kutlanarak millî birliğimizin kenetlenmiş ifadesini temsil etmektedir.

Büyük önder Atatürk
’ün düşüncesinde çocuklar, milletin geleceğidir. Onlara duyduğu sarsılmaz güvenin ve büyük sevginin ifadesi olarak, millî bayramımız olan 23 Nisanlar’ı çocuklara armağan etmiştir. Tarihimizin gurur dolu sayfalarının yeni nesillerce öğrenilmesi ve Türk Devletinin devamını emanet edeceğimiz yeni Cumhuriyet bekçilerinin bu bilinçle yetişmesi amacıyla 23 Nisanlar, önemli birer vesiledir.




TARİH : Almanların 19 Mart 1918 tarihinde Zeplinden çektikleri İstanbul fotoğrafları

Almanların 1'nci Dünya Harbi'nin son günlerinde Yeşilköy’den havalanan bir Alman zeplini ile İstanbul’da havadan çektikleri fotoğraflar...

Tarih 19 Mart 1918...

Bir Alman Zeplininden 1918 İstanbul'u_dgfyk

Gökyüzünden St. Stefano yani Yeşilköy                                                                                                                                          Gökyüzünden

St. Stefano yani Yeşilköy Meydanı 

Bakırköy semalarından Tarihi Yarımada Boğaz ve Anadolu Yakası

Bakırköy sahili açıklarından Tarihi Yarımada, Haliç, Boğaz ve karşıda Anadolu Yakası

Yeşilköy’den havalanan zeplin Marmara Denizi üzerinden Tarihi Yarımada ve İstanbul Boğazı girişini fotoğraflamış

Yeşilköy’den havalanan zeplin Marmara Denizi üzerinden Tarihi Yarımada ve İstanbul Boğazı girişini fotoğraflamış. Beyoğlu yakası ve kıyılar hariç yemyeşil ormanlık.

 Gökyüzünden Fatih Camii ve çevresi

Gökyüzünden Fatih Camii ve çevresi

Zamanın Seraskerat’ı yani Savunma Bakanlığı günümüzün İstanbul Üniversitesi Beyazıt Yerleşkesi. Seraskerat arkasında ise Süleymaniye Camii görünüyor.

Zamanın Seraskerat’ı yani Savunma Bakanlığı günümüzün İstanbul Üniversitesi Beyazıt Yerleşkesi. Seraskerat arkasında ise Süleymaniye Camii görünüyor.

Gökyüzünden Haliç ve Unkapanı Köprüsü’ne bakış

Gökyüzünden Haliç ve Unkapanı Köprüsü’ne bakış 

Haliç semalarındaki zeplin bir gemi üzerinden fotoğraflanmış

Haliç semalarındaki zeplin bir gemi üzerinden fotoğraflanmış

Gokyüzünden Haydarpaşa ve Galata Köprüsü

Gokyüzünden Haydarpaşa ve Galata Köprüsü

Tarabya Koyu

Tarabya Koyu

Ma-i Cari Tabyası bölge halkının söylemiyle Macar Tabya yani Rumeli Kavağı. Zeplinin gölgesi fotoğrafa misafir olmuş.

Ma-i Cari Tabyası bölge halkının söylemiyle Macar Tabya yani Rumeli Kavağı. Zeplinin gölgesi fotoğrafa misafir olmuş.

1918 yılında havalanan zeplinin kaç uçuş yaptığı bilgisine ulaşamadım fakat İstanbul’un yine zeplinden çekilmiş başka fotoğraflarına da rastlamak mümkün.

1918 yılında havalanan zeplinin kaç uçuş yaptığı bilgisine ulaşamadım fakat İstanbul’un yine zeplinden çekilmiş başka fotoğraflarına da rastlamak mümkün.
Tabi bu elimizde fotoğrafları olan çalışmadan yıllar önce Temmuz 1913’te başka bir zeplin daha havalanmış İstanbul semalarına… 
Bu uçuşta fotoğraf çekilmiş midir? Çekildi ise günümüze ulaşmış mıdır? Bilmiyorum.

Almanya'dan satın alınan Parseval-9 Ayastefanos'ta, 23 Temmuz 1913

Almanya’dan satın alınan Parseval-9 Zeplin Ayastefanos’ta, (Yeşilköy) 23 Temmuz 1913
Osmanlı Ordusu’nun uçma tutkusu daha eskiye dayandığının bir başka ispatı ise 1909 yılında Taksim Topçu Kışlası önünde balon ile yapılan uçuş denemeleri. Bu denemelerin fotoğraflarını çekmeyi başaranlar balon üzerinden görüntü almış olabilirler mi?

Topçu Kışlası’nın talimhanesinde yapılan bir uçuş denemesi

Taksim Topçu Kışlası’nın talimhanesinde yapılan bir uçuş denemesi 

Fotoğraf bilgisinde 1909 yılı işaret edilen bu fotoğraf muhtemelen balondan çekilmiş. 1912 öncesi kullanılan ahşap galata köprüsü görünüyor.

1909 yılında çekildiği belirtilen bu fotoğraf karesi muhtemelen balondan yakalanmış.
1912 öncesi kullanılan ahşap Galata Köprüsü görünüyor
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...