FENERBAHÇE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
FENERBAHÇE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Kasım 2018 Salı

FENERBAHÇE AMBLEMİNİN ANLAMI


Beş renkten oluşan rozette Fenerbahçe Spor Kulübü 1907 yazısını taşıyan 
beyaz çerçeve temizlik ve açık yürekliliğin,
 kırmızı ton sevgi ve bağlılığın ifadesi olup bayrağımızı sembolize eder. 
Ortada bulunan sarı lacivert kalp şeklindeki 
sarı Fenerbahçe'ye duyulan gıpta ve
kıskançlığı, 
lacivert ise soyluluğu tasvir eder. 
Bu iki renk arasından yükselen palamut dalı ise, 
Fenerbahçelilik'in kudret ve kuvvetinin ifadesidir. 
Yeşil renk ise yükselen bu kudret için başarının mukadder oluşunu gösterir.

FENERBAHÇE AMBLEMİ VE TARİHÇESİ

Bugün yüzbinlerce göğsü süsleyen Fenerbahçe Kulüp Rozeti 1910 yılında, kulübümüzün 33 numaralı azası ve devrinin Penaltı Kralı olarak bilinen sol açık Topuz Hikmet tarafından çizildi. Rozetin klişesi o tarihlerde Manchester'de bulunan Tevfik Taşçı Bey'e yollandı. İlk rozetler 1910 yılında İngiltere'de yapılmıştır. Beş renkten oluşan rozette Fenerbahçe Spor Kulübü 1907 yazısını taşıyan beyaz çerçeve temizlik ve açık yürekliliğin , kırmızı ton sevgi ve bağlılığın ifadesi olup bayrağımızı sembolize eder. Ortada bulunan sarı lacivert kalp şeklindeki sarı, Fenerbahçe'ye duyulan gıpta ve kıskançlığı, lacivert ise soyluluğu tasvir eder. Bu iki renk arasından yükselen palamut dalı ise, Fenerbahçelilik'in kudret ve kuvvetinin ifadesidir. Yeşil renk ise yükselen bu kudret için başarının mukadder oluşunu gösterir.
Topuz Hikmet rozetimizin hikayesini şöyle anlatır :

Kulübümüzün rengi sarı-beyazdan sarı-laciverte çevrildikten sonra bu yeni renklerimizle bezenmiş bir rozet yaptırılması işi bahis mevzuu oldu. Arkadaşlarım bu rozetin çizilmesini bana bıraktılar.
İlk önce bayrağımızın renkleri kırmızı ile beyazı bir araya getirdim. Sonra kırmızı üzerine bir kalp şekli çizerek bunu sarı-laciverte boyadım ve üzerine de metanet, kuvvet ve sağlamlığın ifadesi olan meşe dalını resmettim. Beyaz kısma da kulübümüzün ismini ve tesis tarihini yazdım. Rozetimizi çizerken, ona şu manayı vermeye çalıştım; 'Kalpten gelen bir bağımlılıkla bu kulübe hizmet etmek'.
Çizdiğim şekil arkadaşlar tarafından beğenildi ve yeni rozetlerimiz o tarihlerde Manchester'da bulunan arkadaşımız Tevfik Haccar'ın delaletiyle orada yaptırıldı. Yeni harflerin kabulünden sonra aynı şekilde muhafaza edildi. Sadece 'Fenerbahçe Spor Kulübü - 1907' yazısı yeni harflerle tebdil olundu.
Amblem -Logo Kullanımı
Fenerbahçe Spor Kulübü'nün tescil edilmiş logosu bazı haber kaynakları ile internet sitelerindeki mecralarda yanlış kullanılmaktadır. Tescil edilmiş doğru kullanım ve CMYK için renk skalası aşağıda belirtilmiştir.
Cyan 100 -Magenta 65 - Yellow 0 - Kontrast 31 - (Pantone 288 C)
Usage of Emblem and Logo

The official registered logo of Fenerbahçe Sports Club is being used in a different format in some news and internet sources. The registered right format and colour scale is given below.
Cyan 100 -Magenta 65 - Yellow 0 - Kontrast 31 - (Pantone 288 C)

Kindly presented for your information.

 



KAYNAK : www.fenerbahce.org

Atatürk ve Fenerbahçe









Atatürk ve Fenerbahçe

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk de Fenerbahçeli’ydi.
Atatürk, 10 Ağustos 1928 günü, 3-3 berabere biten Gazi
Kupası maçından sonra üçü Galatasaraylı ve ikisi
Fenerbahçeli olan beş kişinin önünde aynen şunları söyledi:

"Burada üçe üçüz... Çünkü ben de Fenerbahçeliyim!"

5 Haziran 1932’de Kulübümüzün Kuşdili’ndeki binası yanınca,
ilk bağış yine Büyük Önderimiz’den geldi.

Mustafa Kemal Atatürk’ün kulübümüzü ziyareti sırasında,
hatıra defterimize yazdığı satırlar şöyledir;










"Fenerbahçe Kulübü’nün her tarafa mazhar-i takdir olmuş 
bulunan asari mesaisini işitmis ve bu kulübü ziyaret ve 
erbab-ı himmeti tebrik etmeyi vazife edinmiştim. 
Bu vazifenin ifası ancak bugün müyesser olabilmiştir. 
Takdirat ve tebrikatımı buraya kayd ile mübahiyim."
3.5.1918 - Ordu Kumandanı - Mustafa Kemal 


9 AYRI OLAYLA DOĞRULANAN BİR GERÇEK:
Son dönemlerde yine spor çevrelerinde Atatürk’ün tuttuğu takımlar gündemde dolaşmaya 
başladı. Sanki dünyamızdan gidenlerden yeni haberler alınırmışcasına Türklerin Atasının 
zaman zaman taraf değiştirdiği izlenimleri bir çoğumuzu sadece güldürüyor.
Bazı basın yayın organlarında, örneğin değerli spor yazarı fanatik Beşiktaşlı Kazım Kanat’ın açıklamalarıyla büyük kurtarıcı Beşiktaşlı’ymış gibi gösteriliyor. Atamızın ölümünden 66 yıl 
sonra hangi takımı tuttuğu konusunda makaleler, hatta kitaplar yazılıyor. Adeta gaipten 
sesler geliyor. Ahiretin Sesi muhabirlerinin bildirdiği haberlere göre Büyük Atamız şimdi de 
BJK taraftarı. Jimnastik kulübümüzün bu konudaki son yoğun çalışması ise Vala Somalı 
tarafından Atatürk’ün mutlak Beşiktaşlı ilan edilmesi. Kesin bir gerçek ortada dururken 
Atatürk’ün hangi takıma sempati duyduğu, hangisine gönül verdiği konusu bilinçli olarak 
açılıyor, kafalar karıştırılmaya çalışılıyor. Bu kişiler ya da çevreler güneşi balçıkla sıvamaya kalkıyorlar. Bu tip insanlara "kafa karıştırmaloji uzmanları" demek yerinde olacak. 
Çünkü onların işi ortalığı bulandırmak. Gerçekten de ortaya attıkları iddiaların kafaları karıştırmaktan öte hiçbir değeri yok.
Galatasaraylı’lara gelince onların yakın zamana dek, bu konuda pek sesleri çıkmıyordu. 
Sadece geçmiş yıllarda birkaç yerde Atatürk’ü şu kulübün bu kulübün taraftarı değil kulüpler 
üstü saymak gerek gibi bir görüş ileri sürdükleri görülmüştü. Son zamanlarda 
Fenerbahçeliliği tartışılmayan Atatürk Beşiktaşlılarca Beşiktaşlı ilan edilince, o denli uzun 
boylu değil demek istercesine, onlarda bu konuya daha sık girer oldular. Örneğin 
Galatasaray Kulübü’nün aylık resmi dergisinde birkaç kez Atatürk’ü konu eden, 
onu kulüpler üstü gösterme çabalarında 
olan makaleler yayınlayarak "Tarihi Bir Mektubu Gün Işığına Çıkarıyoruz" dediler...
"ATATÜRK’ÜN FUTBOL MERAKI" adı altında Galatasaray Müzesi Müdür Yardımcısı ve 
Araştırmacı Adnan Işık yine bu konuyu işliyor. "Türk basınında zaman zaman Atatürk’ün 
hangi takımı tuttuğu tartışmaları yapılır. Herkes onu kendi tarafına çektiği için de bir sonuca varılmaz. Bu yazıda bizim gayemiz, konuya tarafsız bir gözle ve belgelerin ışığında 
yaklaşmaktır."
Bunları yazdıktan sonra, Ali Sami Yen’in 1914 yılında binbaşı rütbesindeki Mustafa Kemal’i Galatasaray’ın Rumenlerle yapacağı bir maça davet ettiğini bu davetin Atatürk’e geç 
ulaştığını ama yine de Mustafa Kemal’in kulüp müzesinde hala saklanan davete teşekkür 
niteliğindeki cevabı mektubunu da yayınlıyor. O mektupta Atatürk, "Davet mektubunuzu 
ancak dün sabah aldım. Fakat ben o gün doğrudan gidip maçı izledim." demektedir.

KAYNAK : www.fenerbahce.org

FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ VE KURULUŞ TARİHİ



FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ VE KURULUŞ TARİHİ
 
Kadıköy ve Fenerbahçesi;
İstanbul’un Kadıköy yakası; Allah’ın, yeryüzünü yaratırken kesinlikle ayrıcalıklı davrandığı bir eşsiz yöre... Tarihlerin henüz 1900 yılına ulaşmadığı İstanbul’da, Kalamış’ıyla
Fenerbahçe’siyle, Caddebostan’ı Suadiye’si Moda’sı ile adeta bir rüya beldesi... Göz alabildiğine bomboş arsalarla yemyeşil çayırlara sahip bu yörede, doğanın insanları spor yapmak için sanki teşvik ettiği yıllar...
Ve de, İstanbul’un silüeti deniz üzerinde uzaklardan perde perde yansıyıp dalgalanırken, Fenerbahçe Burnu’nda yanıp sönerek yol gösteren bir fener Türk sporuna önderlik edeceği bir kulübe sembol olmanın da gururu içinde, Adalar’a, Marmara’ya, daha da ötesi uzak yıllara doğru aynı şevkle ışık saçacağı günlerin özlemi ile çakıp durmaya başlamıştı sanki... Ve de Kadıköy, o dönemlerde en güzel semti olan Fenerbahçesi’nin bağrından çıkaracağı takımını önce yakınlara, sonra da yarınlara armağan edeceği günleri bekliyordu gayri...
Kuşdili Çayırında İlk Futbol Oyunu;
İlk futbol oyununun, bugünkü anlamıyla ilk kez 1823 yılında İngiltere’de oynanmaya başlamasının üzerinden neredeyse yıllar ve yıllar geçmişti. Nihayet tarihler 1890’lı yıllara ulaştığında, Moda’da oturan İngiliz’ler de bu keyifli spordan iyice etkilenmiş ve o yemyeşil arsaların bulunduğu Kadıköy’ün geniş alanlarında, futbolu oynamaya başlamışlardı. Seyri çok keyifli bu oyunun, çevredeki Türk gençlerinde de ilgi uyandıracağı ve de bu sporu onlara sevdireceği pek tabii idi ve hatta da kaçınılmazdı. Ama ne var ki, o sıralarda süren monarşi rejimi nedeniyle Müslüman Türkler için cemiyet kurmanın ve hatta mevcut cemiyetlere dahi üye olmanın yasak olmasından dolayı, Kadıköy Çayırlarında top koşturan İngiliz gençlere yine ancak Rum gençleri eşlik edebilmekteydi. Yine de, hemen her akşamüstü bilhassa Kuşdili Çayırında yapılan bu futbol maçları ya da antrenmanları, Kadıköy halkının büyük bir kesiminin ilgisini çekmekte, genellikle akşamüstleri zevk için de olsa oynanan bu futbol oyunu için, Kalamış’tan, Moda’dan, Kuyubaşı’ndan, ve hatta Haydarpaşa civarlarından gelecek öbek öbek halkı, gününe ve hava durumuna göre küçük ya da büyük kümeler halinde bu oyunu seyretmeye yöneltmekteydi. Kadıköy halkının ekserisi ikindi sularında ayaklanır, günlerden Cuma ve Pazar değilse yani Kurbağalıdere’nin kenarındaki salaş tiyatroda Komik Hasan’ın tuluat kumpanyası oynanmıyorsa Kuşdili Çayırı’na doğru yola koyulurlardı. Yok, eğer günlerden Cuma ya da Pazar ise de, Moda’ya doğru ya da şimdiki Fenerbahçe Stadyumu’nun bulunduğu Papazın Çayırı’na doğru yola koyulurlardı (*1). Omuzdaş kılıklı, burma bıyıklı tüylü tüysüz gençler, yanlarında boy boy çocuklarla hanım nineler ve de orta yaşlı hatunlar, Arap bacılar, ahretlikler, kahvede pineklemekten usanan efendi kişiler, burada çayırı çepeçevre kuşatır, kadınlar getirdikleri kilimleri yayarlar, erkeklerin kimi toprağa bağdaş kurar, kimi büyükçe bir taşa oturur, kimi ayakta dururdu. Sucusu, dondurmacısı, kağıt helvacısı, simitçisi, baloncusu, Eyüp oyuncakçısı velhasılı satıcıların her çeşidi burada arzı endam eyler, burayı adeta panayır yerinden farksız kılardı. Ortadaki saha olacak alanda ise, kapı gibi gövdeli, başları açık, renk renk gömleklerinin kolları sıvalı, göğüsleri fora, bacaklarından dizkapaklarına kadar şortlu bir alay adam soluk soluğa koşuşurlar, birbirlerine çarpıp çarpıp, alt alta üst üste mecelleşirler, güya da top oynarlardı. Oynanan bu futbollardan örnek alan bazı gençler, Kadıköy’ündeki arsalarda ya da geniş çayırlarda onlar gibi top oynamaya heveslenir, karman çorman bir biçimde, bir harradır bir gürradır gider, topa en çok vuranla onu en havalara yükselten erbab sayılırdı. Ne var ki bir süre sonra, bir başka deyişle 1900’lü yıllara iyice yaklaşılmasıyla birlikte, Moda’da oturan İngiliz gençlerinin artık modern futbolu oynamaya başlamaları ve dolayısıyla da oynadıkları futbolu daha seyredilir bir halde sunmaları, kendilerini hayran hayran seyreden Kadıköy’lü gençlerin yüreklerinde birtakım kıpırdanmalara sebep oluyor, onlar gibi organize bir takım kurma isteklerini ise, vazgeçilemez bir tutkuya dönüştürmeye başlıyordu.
Kadıköy Football Association ;
1890’lı yıllarda İstanbul Moda’da yaşayan İngiliz ailelerinden La Fontaine, Giraud, Whittall, Charnaud, Pears, Armitage aileleri Kadıköy ve Moda’nın çayırlarında kendi aralarında bu oyunu yeni yeni oynamaya başladıklarında, İzmir’de yaşayan İngiliz aileleri, Bornova çayırlarında bu oyunu çoktan oynamaya başlamışlardı bile (*2). Zira sosyal ve idari bakımdan payitaht İstanbul’a uzak ve rahat iki şehir olan Selanik ile İzmir, 1870’li yıllarda Osmanlı’nın futbol oyunu için ilk taraftar bulduğu toprakları oluyor, futbol oyunu o dönemlerde dini inançların da etkisi ile Müslüman Türkler arasında gelişemediğinden, böylece de Osmanlı toprakları üzerinde ilk defa gayrimüslim ve levanten (ülkede yerleşmiş bulunan yabancı uyruklu) vatandaşlar tarafından oynanıyordu.
Moda’da futbolla tanışan ilk ailelerin İstanbul’da İngiltere elçiliği personeli görevlileriyle aralarında yaptıkları maç rekabetini, 1894 yılında İzmir’de "Football Club Smyrne"nin kurulması ile birlikte İstanbul - İzmir rekabeti izlemeye başlıyordu (*3). İzmir’de futbolun öncülüğünü yapan James La Fontaine, 1889 yılında İstanbul’a yerleştiğinde, Kadıköy’de İngilizlerin futbol-rugby karışımı bir oyun oynadıklarını görmüş ve onlarla kısa zamanda dostluk kurarak, daha iyi bildiği futbol oyununu onlara kabul ettirmişti. Tarihler 1897 yılını gösterdiğinde, James La Fontaine ve arkadaşları Kadıköy yakasında ilk kez bir futbol takımı olarak Kadıköy Football Association adı altında toplanıyor, takımı oluşturan İngiliz, Rum, Ermeni gençleri, genelde İstanbul’a sefere gelen İngiliz gemicilerle oynadıkları oyunlarını Kadıköy’ün çayırlarında sürdürüyor, ve her akşamüstü (ilk bölümde geniş bir biçimde sunduğumuz) o kalabalık izleyici kitlesine de seyrettiriyorlardı. Bu müsabakalar halkın öylesine ilgisini çekmişti ki "Football Association"takımı, iki yıl içerisinde "İzmir Karması" ile karşılıklı olarak futbol maçları yapmaya yönelmişti.
"BLACK STOCKINGS FC" Kuruluyor ;
Ne var ki, Sultan 2. Abdülhamid’in padişahlığının sürdüğü o dönemde, mevcut monarşi rejiminin korunması amacıyla Türk gençlerinin dernek kurmaları yasaktı. Bu durum ise, yabancı ve azınlıkların top koşturdukları kendi topraklarında futbol oynamanın imkan ve zevkinden mahrum olan ve onların aralarına karışarak oynamak istedikleri bu cazip oyunu ancak gıpta ile seyretmekle yetinen Kadıköylü Müslüman Türk gençleri arasında, sadece üzüntü değil aynı zamanda tabii ki öfke ve hırs da uyandırıyordu. İşte her türlü tehlikeyi göze alan bu gençlerden, deniz öğrencisi Fuat Hüsnü (Kayacan), eski hariciyecilerden Reşat Danyal ve Mehmet Ali ile, Kuşdili’nde Papazın Çayırı adı verilen topraklarda meşin yuvarlağa vuruşlar yapan arkadaşları bu özlemin sona ermesini amaçlıyorlar, ve 1899 yılında da, devrin hafiye ve jurnalcilerinin dikkatlerinden kaçmak ve hışımlarından korunmak amacıyla bir İngiliz adı altında Black Stockings FC (Siyah Çoraplılar Futbol Kulübü) ’nü kuruyorlardı. Ancak siyah çorap ve kırmızı üst formaları ile Türk gençlerinin oluşturduğu bu ilk Türk spor ve futbol topluluğu daha ilk maçlarında hafiyelerin baskınına uğruyor ve hemen dağıtılıyordu.
1899; Fenerbahçe’nin Gerçek Kuruluş Yılı
Burada dikkati çeken en önemli nokta; Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Black Stockings FC ismi altında 1899 yılındaki bu ilk girişimindeki öncülük yapan gençler ile, ilerideki yıllarda kurulacak olan Kadıköy Futbol Kulübü (1902) ve Fenerbahçe Futbol Kulübü (1907) ismi altında toplanan gençlerin genelde aynı kişiler olacağıydı. Dolayısıyla FENERBAHÇE KULÜBÜ kuruluşunu gayri resmi olarak 1899 yılında gerçekleştirmiş, ne var ki iki kez kapatılmaları nedeni ile faaliyetlerine, ancak resmi kuruluş yılları olan 1907 yılında geçebilmişti. Görülen odur ki; Black Stockings F.C. ya da Kadıköy Futbol Kulübü isimleri, amaç karşısında birer araçtırlar (*4). Ayrıca İstanbul’da kurulan futbol kulüplerinin listeleri incelendiğinde de; Moda Futbol Kulübü (1896), Cadi-Keuy Football Club (1899) ve Imogen (1900) takımlarının İngiliz uyruklular tarafından, Elpis (1900) takımının Rumlar tarafından, Black Stockings (1899), Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe kulüplerinin ise Osmanlı uyruklular tarafından kurulmuş oldukları da zaten görülmektedir.(*5)



KADIKÖY FUTBOL KULÜBÜ Kuruluşu
Ama yine de, aradan geçen birkaç yıl içinde aynı gençlerin bir bölümü, aralarına yeni katılanlarla beraber Kurbağalıdere Köprüsü’nün hemen yakınındaki (şimdiki stadyumun karsısında) Hurşit Ağa’nın kahvehanesinde muntazaman toplanıyor ve 1901 yılında da, bu kez isim de değiştirerek Kadıköy Futbol Kulübüismindeki bir yeni takımı daha kurabilmenin çalışmalarını yapıyorlardı. Konu ile ilgili ayrıntılı bilgiye, yaşadığı yakın tarihi, yazılarında bütün ayrıntıları ile canlandıran üstad Sermet Muhtar Alus’un, 1951 senesinde Tarih Hazinesi Mecmuası’na yazdığı "Kadıköyü’nde İlk Futbol" isimli makalesinde rastlıyoruz ;
(Aslı gibidir) : " Zamanın musiki üstadı Sine Kemani Nuri Bey’in anlatışına bakılırsa, futbola meraklı ilk Türk gençleri bir kulüp kurmağa, daha bir derli toplu birleşmeye karar vermişler. Çok geçmeden arzularını yerine getirmiş, elbiseyi de seçmişler; gömleğin göksü, yakası, kol kapakları beyaz, öbür tarafları kırmızı, pantolon keza beyaz. Kuşdili Papazın çayırlarında kendi aralarında maçlara girişmişler. Moda’daki İngilizlerden, Rumlardan mürekkep (oluşan) takımın derecesine erişmek, onları yenmek baş emelleri(en büyük arzuları). Eski cimnastikçi ve idmancılardan Sine Kemani Bay Nuri’nin rivayetine göre, ilk oynayanları sayalım: Kendisi(Nuri Bey), Emced Bey, Mehmet Ali ve kardeşi Neşet Beyler, Reşat Danyal Bey, Hafız Mustafa, Topçu zabiti Cevdet Bey, Eşref Bey, Hüsnü Paşa zade Bahriyeli Fuat Bey, Mekteb-i Sultani’li Daniş, Tahsin (Şair Tahsin Nahit) Bey, Sarı Şevki.
Haftalık Malumat Mecmuası sahibi Baba Tahir’in yevmi (günlük) Fransızca Servet Gazetesi, bu maçlara dair teşvik yollu bir yazı neşretmiş. Fırsatı kaçırmayan namlı hafiyyelerden (gizli görevli polis) biri, Sultan Hamid’e hemen jurnali(haberi) uçurmuş: " Kadıköy gençleri, Veliahd- i Saltanat Reşat Efendi (Sultan Reşat)’nin himayesinde (korumasında) bir cemiyet teşkil eylemişlerdir (oluşturmuşlardır). Beray-i ubudiyet (kulunuz olarak), nazar-ı dikkat-i hümayunlarınızı celp ederim (padişahımın dikkatlerini çekerim). Ferman."
Ve tabii ki, yine rejim ve futbolun haram sayılması nedeniyle dini baskılı, ancak daha sıkı hafiye baskısı sonucunda da zaptiye teşkilatının baskınıyla bu girişimler de yine engelleniyor ve Kadıköy’lü gençler bir kez daha dağıtılıyordu. Ne hazin bir kaderdir ki, Olimpiyatların Atina’daki açılış gününe rastlayan 6 Nisan 1896 tarihinde Tatavla (Kurtuluş)’da bir gurup Rum vatandaşımızın teşebbüsüyle "Tatavla - Heraklis Jimnastik Kulübü" şaşalı bir biçimde tabii ki de kurulurken(*6), ondan iki yıl sonra tamamen Türk gençlerinden oluşarak kurulmaya çalışılan "Kadıköy Futbol Kulübü" mevcut rejim nedeniyle hemen kapatılıyor, kurucuları ise sürgün edilmekten zor kurtuluyordu. Bu durum Türk sporunun kulüpler yolundaki gelişimini en az 5 yıl geciktirecek ve yurdumuzda futbol ağırlıklı sporun temeli de, yabancı egemenliği ve anlayışı ile atılacaktı (* 7).
İşte İstanbul’da, hem Pera yakasında hem de Kadıköy yakasında oturan ecnebi (levanten) ve gayrimüslim vatandaşlarımızın, törenlerle kurdukları ilk kulüplerinin yaşama hakkını elde etmelerine karşın, yine kalpleri spor aşkı ile çarpan Kadıköy’lü Türk gençlerimiz tarafından girişilen her iki cesurane teşebbüsün gerçekleşememesi, onların içindeki bu ateşi söndürmüyor, aksine, Kadıköy’de bir futbol kulübü kurmalarına hiçbir kuvvetin engel olamayacağı gerçeği ile, daha henüz ismi bile belli olmayan ve fakat ki Kadıköy’ün bağrından çıkacak ve gelecekte milyonlarca taraftara sahip olacak bir kulübü kurmaları için, sadece sayılı yılların kaldığını da sanki artık iyiden iyiye hissediyorlardı.
Kadıköy’de Kuruluşu Bekleyiş ; Güneş, 1900’lerle henüz tanışmış. İstanbul’un her semti aynı sıcaklıkta aynı cömertlikte aydınlanırken, Kadıköy yakasında gökyüzü hep puslu, sanki her dem kapalı gibi. Kuşdili Çayırı mahzun, Papazın Çayırı solgun gibi. Fenerbahçesi’nde bahçeler çiçeksiz, köşklerinde kanaryalar suskun, güllerle bülbülleri küs gibi... Zira, içleri spor aşkı ile yanan Türk gençlerinin Kadıköy’de kulüp kurma istekleri "saray"ca iki kez engellenmiş, levanten ve gayrimüslim vatandaşlarımızın aynı isteklerine aynı saraydan izin çıkarken, Kadıköylü gençlerimiz sarayın rejimine karşı iki kez yenilmiş gibi. İşte bu nedenledir ki, gayri tüm Kadıköy halkı suskun, biraz da yaralı, Kalamış’ta esen rüzgar bir mahzun, Fenerbahçesi’nde çakan "Beyaz Fener" bir mahzun gibi. İşte bu nedenledir ki ; galip, sanki bu yolda mağlup gibi...
Ve de deniz üzerinde İstanbul’un silüeti, karşı uzaklardan perde perde sahile akarken, "ışıksız FENER, çiçeksiz BAHÇE " misali biçare yarımada, mahzun bir eda ile karşı sahilindeki sarayın ufuklarına doğru bakıp bakıp kuruluş izninin çıkması hayali içinde " Bu memlekette bir gün sabah olursa Haluk. "mısralarını yüreği yaralı fakat gönlü ümitle dolu bir şekilde sanki okur da, devlet kapusundan da medet bekler gibi...

İSTANBUL’DA İLK "FUTBOL LİGİ" GÜNLERİ
Evet, istibdat ; bir başka değişle o dönemki mevcut " mutlak hakimiyet " rejimi, yurdumuzda cemiyet kurmak ya da bu bünyede spor yapmak hakkını Türklere yasak etmekteydi. İşte sırf bu nedenle, Fuat Hüsnü (Kayacan) Bey ve tamamen Türk gençlerinden oluşan arkadaşlarının Fenerbahçe Spor Kulübü’müzü kurma teşebbüsleri, gerek 1899 yılında Türkçe isim vermeden bir İngiliz ismi altında kurmak istedikleri "Black Stockings F.C./Siyah Çoraplılar Futbol Kulübü" olsun, ve gerekse de 1902 yılında bu kez isim değiştirerek kurmak istedikleri "Kadıköy Futbol Kulübü" olsun, sarayca engellemişti. Bu durum ise, ülkemizde kurulan ilk spor kulüplerinin yabancılar ile gayrimüslimler tarafından oluşmasına sebep olacak(*8), Türk sporunun kulüpler yolundaki gelişimini ise en az 5 yıl geciktirerek, yurdumuzda futbol ağırlıklı sporun temelinin "yabancı egemenliği ve anlayışı" ile atılması neticesini doğuracaktı (*9).
Nitekim, Kadıköy Futbol Kulübü’nün mevcut bu rejim nedeniyle hemen kapatılarak dağıtılmasının ardından, 1902 senesinde James Lafontaine ile Horace Armitage isimli kişiler hemen hemen tamamı İngiliz’lerden oluşan "Cadıkeuy Football Club"; (Kadıköy Futbol Kulübü) isimli futbol takımını kuruyor ve kuruluşunun iznini de alıyordu (*10). Bunu, 1903 senesinde Moda’da oturan İngiliz gençlerin "Moda Football Clup", 1904 senesinde de Kadıköylü Rum vatandaşların "Elpis(Ümit)Futbol Takımı"nı kurmaları izliyordu. Aynı yıl İngiliz elçilik gemisi "İmogene" nin de aynı isimde bir futbol takımı kurması üzerine, Türkiye’deki ilk lig organizasyonunu gerçekleştiren James La Fontaine, 1904 senesi sonbaharında "Constantinople Football Liege" ( İstanbul Futbol Ligi ) adı ile İstanbul’daki ilk futbol ligini kuruyordu. (*11)
Cadıkeuy (Kadıköy), Moda, Elpis ve İmogene takımlarının oluşturduğu ligdeki organizasyon olan "Pazar Ligi" ismi altında yapılan bu maçlar, bugünkü Fenerbahçe Stadının bulunduğu Papazın Çayırı’nda sürüyor ve halk tarafından da büyük bir ilgi ile takip ediliyordu. 1904 tarihindeki ilk Pazar Ligi şampiyonluğunu İmogene Takımı, 1905 yılındaki ikinci Pazar ligi şampiyonluğunu ise Cadıkeuy (Kadıköy) Futbol Takımı kazanıyordu. Tarihler 1905 yılını gösterirken , Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) öğrencileri tarafından okulun çatısı altında kurulan Galatasaray Futbol Takımı, Kadıköy’deki Papazın Çayırı mevkiinde Kadıköy Frerler Mektebi (Saint Joseph) takımı ile maçlarına başlıyor ve 1906 yılından itibaren de İstanbul Futbol Ligine resmen katılıyordu.
1907, Resmi kuruluşa doğru
Gayri takvimlerin o en güzel yıl olan 1907 yılının ilk yapraklarını gösterdiği günler... Sultan 2. Abdülhamid Han, 33 
yıllık saltanatının baskılı rejime dayalı son yılını yaşamakta olduğunun sanki farkında. Saltanatı ile uğraşanlarla boğuşmaktan futbol topu peşinde koşturanlarla uğraşmaya ayıracak pek fazla vakti ve de gönlü kalmadığından bu tür oluşumlara karşı uygulattığı baskıyı da, resmi de olmasa biraz gevşetmiş. Zaten gayri müslimler ile yabancılarca ortalama on yıldır oynanmakta olan futbol oyununa gözleri ve de gönülleri biraz da alışmış. Kadıköy yakasındaki Kördere Sahası ile Kuşdili Çayırı’nda, o ilk yıllarda göz açtırmayan top uçurtmayan saraylı hafiyelerden görünürde eser kalmamış, Türk gençleri, resmi formalı olmasa da buralarda sanki rahat rahat top koşturur bir halde. Gerçi, bir jimnastik kulübü olarak "Beşiktaş" ile, Fransız Mektebi Takımı hüviyetini arkasına almış bir futbol kulübü olarak "Galatasaray", kuruluş faaliyetlerini İstanbul yakasında gerçekleştirebilmiş ama, karşı kıyı Kadıköy yakası o dönem için adeta bir başka belde, adeta İstanbul’a taşra...
Nihayet, artık bu yakada da beklenen günlerin yakınlığı hissedilmekte. Kadıköy yakasında da güneş bir başka parlak, bahçelerde çiçekler bir başka güzel açmakta. Fenerbahçesi’nde de kanaryalar bir başka ötüp, burundaki fener sanki bir başka parlak çakmakta. Zira, halkın içinden çıkacak ilk Türk kulübünün kuruluşu için kararın ve de onayının alınacağı çok önemli günlerin çoğu geçmiş, azı ise sanki artık gelmekte...
İşte, içinde bulundukları tarihin de desteğinden güç alan Kadıköy’lü gençlerden, Hariciye Nazırı Asım ve Server Paşa’ların torunu Londra Sefareti Başkatibi Nuri Bey’in oğlu Ziya(Songülen) Bey ile Harekat Ordusu Feriki (tümgeneral) Şevki Paşa’nın oğlu Ayetullah Bey ve de ünlü edebiyatçı Sami Paşazade Sezai Bey’in yeğeni Enver Necip (Okaner) Bey, Necip Bey’in Moda Beşbıyık sokak 3 numaralı evinin selamlık katında yaptıkları bir görüşme sonucunda kuracakları takımın ilk fikir harcını atıyorlardı. Gerekli olan parayı da finanse edecek olan dönemin zenginlerinden Saint Joseph mezunu Mühendis Nurizade Ziya Bey’e kulübün kurucu başkanlık şerefini, Osmanlı Bankası memurlarından Ayetullah Bey’e katiplik (sekreter) görevini, Bahriye Subayı Necip Bey’e de kaptanlık ve veznedarlık (sayman) görevini veriyorlardı.
Aynı görüşmede varılan fikir birliği ile de ; kuracakları kulübün adını oturdukları semtin güzelliğinden esinlenerek Fenerbahçe yapacaklar, amblemlerini Fenerbahçe Burnu’ndaki ışık saçan fenerden, formalarındaki renkleri ise Fenerbahçesi’ndeki ilkbaharın sevimli müjdecisi papatyaların kıskançlık ve temizlik sembolü olan renklerinden yani sarı ile beyazdan alacaklardı.
Ertesi gün "Baker Mağazası"ndan forma kumaşları alınıyor, Fener armalı kırtasiye malzemelerinin siparişleri veriliyor, ve de dönemin güya Futbol Federasyon Başkanlığı görevini üstlenmiş kişisi James Lafontaine ile yapılan bir sohbette de sanki kendisinden icabet alınıyordu. Artık kurulacak olan kulübün ismi, başkanı, amblemi ve formaları seçilmiş, mesele sadece formaları giyerek bu ismi tescil ettirecek 11 Türk gencinin bir araya getirilmesine kalmıştı. Bu konuda da en mühim rolü St. Joseph Mektebi Türkçe Öğretmeni Enver ( Yetiker ) Bey üstleniyordu.
"Fenerbahçe Futbol Takımı"nın ilk kadrosu kuruluyor ;
Güneş bu defa, o en güzel yıl olan 1907 senesi ilkbaharının serince bir Pazar gününü aydınlatıyor ve Fenerbahçe 
semti de bu kez, ismini yıllarca şerefle temsil edecek olan bir kulübün ilk temsilcilerinin ilk kalabalık gövde gösterisine sahne oluyordu. O gün, Kadıköy’ündeki Kuşdili Çayırı’nda İngiliz ve Rum takımları arasında oynanan bir futbol maçını seyrettikten sonra St. Joseph Mektebi talebelerinden oluşan bir grup, Moda İskelesi’nden sandallara biniyor ve koyun karşı kıyısında randevu mahalleri olan Fenerbahçesi’ne geçiyorlardı. Nuri zade Ziya (Songülen)Bey ve Ayetullah Bey ile Sami Paşa zade Sezai Bey’in yeğeni Bahriye zabiti Necip(Okaner)Bey, Hintli lakaplı Mühendis Asaf (Beşpınar) Bey ve S.Joseph Mektebi Türkçe öğretmeni Enver (Yetiker) Bey isimli gençler, burada daha evvel gelmiş olan Hasan ve Hüseyin(Dalaklı), Galip (Kulaksızoğlu), Nasuhi Esat(Baydar), Yanya’lı Şevkati, Elkatipzade Mustafa ve kardeşi Hamdan, Çerkes Sabri, Hayrullah, Hakkı Saffet (Tarı),Hasan Sami(Kocamemi) Bey’ler ile buluşuyorlardı(*12).
Çoğunluğunun, yakında kurulacak oldukları takımın ilk oyuncularını teşkil edecek olan bu gençler için o gün, Ziya Bey’in İngiltere’den getirttiği; önü ve kolları düğmeli olan sarı beyaz yollu bol formaları, lacivert şort pantolonları ve sarı löverli yün çorapları ile, Fenerbahçe’nin çayırlarında ilk antrenmanlarını yapacakları gündü. Kısa zamanda çevrenin futbola kabiliyetli gençlerini de kendi etrafında toplayan bu kulüp, bugün için büyük bir kıymet ifade eden ilk kadrosunu, olası olarak; Hintli Asaf – Necip , Ziya – Hasan, Hassan, Sabri – Nasuhi , Şevkati , Galip , Hüseyin , Hayrullah terkibinde (*13), ya da ; Asaf – Ziya , Sami – Ayetullah , Mazhar , Necip – Fethi , Galip , Hüseyin , Hasan , Nevzat şeklinde oluşturuyordu (*14).
Başta da değindiğimiz üzere, Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Black Stockings FC ismi altında 1899 yılındaki ilk girişiminde öncülüğünü yaptığı gençler ile, Kadıköy Futbol Kulübü (1902) ve ilerideki yıllarda kurulacak olan Fenerbahçe Futbol Kulübü (1907) ismi altında toplanan gençler, aslında yıllardır aynı ideali sürdüren hep aynı kişilerdi. Ama ne var ki iki kez kapatılmaları, yasal faaliyetlerine ancak resmi kuruluş yılları olan 1907 yılında geçebilmelerine olanak kılmıştı. Bir başka deyişle; Black Stockings F.C. ile, aynı amacı ve kaderi paylaşan Kadıköy Futbol Kulübü’nün isimleri, "Fenerbahçe Spor Kulübü"nün kuruluşu yolunda "amaç karşısında birer araçtı "(*15). Israrla tekrar ettiğimiz bu durum karşısında, 1940 yılında yapmış oldukları haklı bir tüzük değişikliği ile kuruluş senelerini 1909 senesinden 1903 senesine aldıran Beşiktaş Kulübü’nün ( Bereket Jimnastik Kulübü) de gerçekleştirdiği gibi, Fenerbahçe Spor Kulübümüz olarak tüzüklerimize geçirmemiz ve de yazılı bir deklarasyonla kamuya ilan edip düzeltmemiz gereken gecikmiş gerçek odur ki; Fenerbahçe Spor Kulübünün kurulduğu yıl 1899’dur.

Kuruluşu Tescil Olunan İlk Türk Kulübü; Fenerbahçe
Nihayet, 23 Temmuz 1908 tarihinde İkinci Meşrutiyetin ilanını takiben, yurtta dernek ve kulüp kurma hakları herkese resmen tanınıyor, böylece, Ziya, Ayetullah, Necip ve Enver Bey’lerin önderliğinde kurulmuş bu yeni kulüp tescil edilerek, Fenerbahçe’ye, cemiyetler kanununa göre kuruluşu resmen tescil olunan ilk Türk kulübü olmak şerefi kazandırılıyordu (*16). Kulübün ilk kurucu üyelikleri ise ; 1) Ziya ( Songülen ), 2) Ayetullah Bey, 3) Necip ( Okaner), 4) Galip ( Kulaksızoğlu), 5) Hassan Sami (Kocamemi), 6) Asaf ( Beşpınar) şeklinde başlıyor (*17) ve olası diğer üyelikler de; 7)Enver (Yetiker), 8) Şevkati (Hulusi Bey), 9) Fuat Hüsnü (Kayacan), 10) Hamit Hüsnü ( Kayacan) 11) Nasuhi (Baydar),... isimleriyle devam ederek sıralanıyordu. Konu ile ilgili olarak; ömrünü adadığı "Fenerbahçe Kulübü Tarihi" konusunda, özellikle arşiv ve bilgi toplamada en zorlandığımız kuruluş yılları dönemleri ile ilgili en güvenilir araştırmaları gerçekleştirmiş olan merhum yazar Dr. Rüştü Dağlaroğlu’na ait (eski Türkçe ile yazılmış notları şu an deşifre çalışmaları yapan oğlu Sayın Müzdat Dağlaroğlu’nun arşivinde) Fenerbahçe tarihine ışık tutmakta olan not defterindeki tarihi notlar arasında ; "kulübün 1939 Nizamnamesinde ilk 30 kurucu üyenin isminin sıralandığı, ne var ki, kurucu olan ilk 6 üye arasında yer alması gereken Hassan Sami (Kocamemi)’nin bile bu listede isminin bulunmayışının, kendisini listenin doğruluğu hakkında haklı olarak kuşkuya düşürdüğü ifadesi" de ayrıca belirtilmektedir.
İstanbul Şampiyonluğu Ligi ;
1908 yılında ilan edilen 2. Meşrutiyetin ilanı ile tanınan dernek kurma serbestliği sonucunda İstanbul’da kurulan Türk kulüplerinin sayısı çığ gibi artıyor, Anadolu, Beykoz, Vefa Futbol Kulüpleri de, sırf 1908 senesinde resmen kurulup tescil edilen Türk kulüpleri arasında yerini alıyordu. Kısa zamanda Türk kulüplerinin sayılarındaki bu artış ise, İstanbul’da yeni bir ligin kurulması ihtiyacını doğuruyor, bu nedenle de o dönemlerde ülkede resmi tatil günü olan Cuma günleri oynanacak bir lig olan, Cuma Ligi adıyla yeni bir lig kuruluyordu.
Takımların sayılarının hızla artmasıyla, İstanbul’da futbol alanlarının sayısı da çoğalmaya başlamıştı. Anadolu yakasında; Kadıköy’deki Kuşdili Çayırı, şimdiki stadın bulunduğu yerdeki Papazın Çayırı, Yoğurtçu Deresi yanındaki Altınordu’nun Kördere Çayırı, Dereağzı’nda Kemikçi Çayırı, Baklatarlası, İbrahimağa sahası ile, Rumeli yakasında; Taksim, Talimhane, Bakırköy, Baruthane, Karagümrük, Çukurbostan, Süleymaniye, Güzelbahçe, Beyazıt Harbiye Nezareti sahaları, ve de Boğaz’ın Anadolu kesiminde ise; Anadoluhisarı, Küçüksu Er Meydanı , Beykoz Ortaçeşme sahaları mevcut sahalara eklenmişti (*18) .
Kuruluşu 1908 yılında resmen tescil olunan Fenerbahçe Spor Kulübü, sarı beyaz olan renklerini 1909 sonbaharında sarı laciverte çevirmiş (*19) , 1909 -1910 sezonuyla birlikte de İstanbul Futbol Ligine Galatasaray’dan sonra katılan ikinci Türk takımı olmuştu. İşte, dünyanın en hırslı ilk 5 derbisinden biri olan Fenerbahçe – Galatasaray kulüpleri arasındaki ezeli rekabet, ilk defa 17 Ocak 1909 tarihinde Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi ) öğrencilerinin takımı ile, yeni kurulmuş bir semt takımı maçı şeklinde başlamış (*20), ve bu tarihten itibaren de o dönemlerdeki İstanbul futbolundaki şampiyonluklar genelde bu iki Türk takımı arasında paylaşılarak, Türk futbolunun artık bir varlık olarak ortaya çıkması sonucunu doğurmuştu.
 
Kuşdili Spor Kulübü’nün Bünyeye Katılması ;
Fenerbahçe, "İstanbul Şampiyonluğu Ligi"ne ilk kez katıldığı 1909 – 1910 sezonunda beşinci oluyordu. 1910 yılı liginin başlamasına kısa bir süre kala da kulüpten ayrılmalar ve mali zorluklar nedeniyle, Üsküdar Kulübü ile birleşmesi gündeme gelmişti. 1910 senesi Eylülünde, Koço’nun Mühürdar Gazinosu’nda yapılan müşterek toplantı sonucunda, gerçekleştirilmesi istenen Üsküdar - Fenerbahçe Kulübü teklifi, üyeler tarafından kabul görmedi. Buna karşılık, Kuşdili Kulübü Başkanı iken Fenerbahçe’ye katılan Elkatip Zade Mustafa Bey, Kuşdili Kulübü’nü Fenerbahçe’ye katmayı başardı ve bu başarısıyla da Fenerbahçe’yi çok zor günlerinde güçlendiren, geleceğini aydınlatarak güven altına alan ve takımı yücelten kişi olarak kulüp tarihine geçti.







İlk Namağlup Şampiyonluk ;
Kadrosunu yeni gençlerle geliştiren ve güçlendiren bu Fenerbahçe 1911- 1912 liginde hiç yenilmeden şampiyon oluyordu. Bu şampiyonluğun en önemli yönü ise, Fenerbahçe’nin bu şampiyonluğu ile İngiliz ve Rum takımlarının şampiyonluklarının tamamen sona ermesi ve bu tarihten itibaren de Türk futbolunda şampiyonlukların artık Türk takımlarının olmasıydı. Bu şampiyonluk, kulübün itibarını bir anda yükseltip imkanlarını da arttırmıştı. İlk iş olarak Altıyol’da bir kulüp lokali kiralandı, lokalin açılışı ise üye sayısının çoğalmasına sebep oldu. Bu arada futbol dışında diğer spor dallarında da faaliyet gösterilmesine başlandığından, aynı yıl Fenerbahçe Futbol Kulübü adı , Fenerbahçe Spor Kulübü’ne dönüştürüyordu (*21).

Fenerbahçe’nin ilk rozeti;
Fenerbahçe Kulübü’nün ilk amblemi, Fenerbahçe burnundaki ışık saçan beyaz feneri, renkleri ise sarı ile beyaz olmuştu. Ancak, kulüp mensupları bunu tatminkar bulmadıkları gibi, anlam bakımından da içinde bulunulan monarşi rejimini tehdit edici sayılacağı endişesi ile kısa sürede iptal etti. 1910 yılında Fenerbahçeliler arasında resim çizmede 
maharetiyle tanınan futbolcu solaçık Hikmet (Topuz)’in çizdiği (bugünkü) amblem ise herkesin beğenisini kazandı ve kabul edilerek bugünlere kadar da ulaştı. İşte "sarı ve lacivert" ağırlık içinde olmak üzere 5 renkten oluşan amblem ve şu anlamları taşımaktaydı(*22) ; "FENERBAHÇE SPOR KULUBÜ 1907" yazılı beyaz yuvarlak çerçeve, temizlik ve açık yüreklilik ifadesiydi. Kırmızı fon ise, safiyet ve Fenerbahçeliler arasındaki sevgi ve bağlılığı belirtirken bu arada bayrağımızı da sembolize etmekte, ortadaki sarı renk Fenerbahçe için duyulan gıpta ve kıskançlığı, kalp şeklindeki lacivert renk asaleti temsil etmekteydi. Sarı lacivert renkler içinde yükselen palamut dalı Fenerbahçelilik güç ve kudretini sembolize etmekte, yeşil renk ise yükselen bu kudret için başarının gerekli olduğunu açıklamaktaydı. Böylece "milli renkler arasında doğan Fenerbahçe"nin, sarı ile lacivert renkler beraberindeki bu amblemi üyelerce de kabul gördüğünden, klişesi İngiltere’ye Manchester şehrine yollanmış ve Fenerbahçe Spor Kulübü’nün bugünkü rozeti olarak ilk kez 1910 yılında yaptırılmıştı. Rozet; 1929 yılından itibaren üzerindeki eski Türkçe harfleri yeni Türkçe harflere bırakmış ve manada önemli etki yapmayacak ufak tefek değişikliklerle de günümüze kadar aynı şekli muhafaza ederek gelmiştir.
İstanbul’da İşgal Yılları ; İstanbul halkı 16 Mart 1920 sabahı uyandığında gözlerine inanamamıştı. Zira şehrin üzerine kapkara bulutlar çökmüş, bir gece içinde koca şehir işgal ordularınca adeta askeri bir kampa çevrilmişti. Dünyayı sarsmış, imparatorluklar yıkmış ve on milyon insanın ölümüne sebep olup o hiç bitmeyecek sanılan "Harb-i Umumi" diye anılan "1. Dünya Savaşı", Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilmesi ile son bulmuş, mütareke ile birlikte de galip itilaf devletleri mağlup Osmanlı’nın başkenti İstanbul’u işgal etmişlerdi. Zırhlı araçlar cadde başlarını tutarken, sokakları dünyanın her yanından gelmiş her renkten ve her dinden askerler sarmış, Harbiye, karakollar, kaymakamlıklar, subay mahfelleri , vesair tüm makamlar işgal ordularınca işgal edilmişti. İşgal üniformalı itilaf ordusu askerleri, sosyal yaşantı içinde her fırsatta halkı manevi baskı altında ezerken, tramvayda trende ya da vapurda bile kendileri daima birinci mevkide oturup, biletli Türk vatandaşlarını vagonların sahanlıklarında vapurların ise ikinci mevkilerinde seyahat ettirir, kendilerine ayrılmış bölümlere boş da olsa kimseyi sokmaz, yolcuların bilet kontrollerini bile kendileri, üstelik alaycı bir tavır içinde ve ağır hakaretler altında yaparlardı(*23). Evet, İstanbul artık o eski İstanbul değildi. Acı günler gelip çatmış, herkes üzgün, herkes kendi vatanında sürgün gibiydi. İşgalcilerle birlikte yaşamak zorunda olan talihsiz İstanbul halkına, o güne kadar yaşadıkları, ne gıdasızlık, ne susuzluk, ne elektrik kesintileri, ne de hiçbir şey, "İşgal İstanbul’u "na tanıklık etmek kadar onlara acı vermemişti. İşte bütün bu olumsuz şartlar altında halkın morali için mutlak bir desteğe ihtiyacı vardı ki, işte bu ihtiyaç duyduğu güç, ona kendi öz bağrından çıkarttığı takımı tarafından "Fenerbahçe"si tarafından verilecekti.
İşgal yıllarındaki gurur; Fenerbahçe
Mütareke döneminde (1918 - 1921) işgal kuvvetlerine mensup özellikle İngiliz ve Fransız askeri takımlarıyla yapılan futbol maçları, İstanbul’daki futbol heyecanını ve futbola olan ilgiyi doruk noktasına çıkaran olgu oluyor, Türk takımları işgalci ekiplerle 5 yılda 50’sini Fenerbahçe’nin oynadığı toplam 80 maç yapıyor , işgal kuvvetleri takımlarına karşı kazanılan galibiyetler ise Türk takımlarını gönüllerde yüceltiyordu. Bu nedenle futbol İstanbul’da büyük kitleleri kendine çekerken, Türk takımlarının özellikle de Fenerbahçe’nin, başta General Harrington Kupası (29 Haziran 1923) olmak üzere işgal kuvvetleri takımları karşısında elde ettikleri tüm galibiyetler, İstanbul halkının intikam duyguları içindeki milli duygularını şahlandıran ve yaralı gönüllerine teselli veren yegane olay haline dönüşüyordu.
Mütarekenin karanlık yıllarında işgal kuvvetlerine mensup takımlarını her hafta birbiri peşi sıra futbol sahalarında yenerek milletin rencide olmuş gururunu okşayan Fenerbahçe tüm halkın sevgilisihaline geliyor, zamanla da milli mücadelenin ve milliyetçi karşı çıkışın adeta İstanbul şubesi halini alıyordu. Onlar, cephelere gönderdikleri futbolcuları misali Çanakkale’de yaptıkları müdafaanın(*24) bir örneğini de sanki Taksim’in Taşkışla sahasında gösteriyor, yaptıkları toplu hücumlarda ise sanki kısa bir süre sonra Kocatepe’den verecekleri milli taarruzdaki şahlanışımızın provasını veriyorlardı. Bu şevk ve iman içinde mütareke ve işgal İstanbul’unda Türk futbolu denince ilk akla gelen Kadıköy’ün Fenerbahçe’si oluyor, cepheden gelen her yeni zafer İstanbul’luların moralini yükseltirken, Fenerbahçe takımı da aldığı galibiyetlerle halkın başını dik tutmasını sağlıyordu. 1910’lu yıllarda en fazla iki bin kişinin izlediği Fenerbahçe, 1919 -1920 yıllarında 6-7 bin kişinin hınca hınç doldurduğu tribünlere oynuyor, bir zamanların ürkek mahcup yapılan tezahüratları, artık açık açık, yüksek sesle hep bir ağızdan dile getiriliyordu; "Ya ya ya ,şa şa şa, Fenerbahçe çok yaşa, ".
Artık iş futbol oyunu halinden çıkmış, vatanın asıl sahipleri ile işgalcilerin hesaplaşması şekline dönüşmüştü. Fenerbahçe takımı artık "Kuvai Milliye" ruhunun halk içindeki sembolü olmuştu. Bunun birinci sebebi işgal takımları ile oynadıkları toplam 50 maçtan ikisi hariç hiç yenilmeyip 41 maçta galip gelmeleriydi ki Altınordu ve Galatasaray takımları ne yazık ki bu başarıyı gösterememişlerdi. İkinci sebebi ise, "Anadolu Harekatı"nın başında olan Mustafa Kemal’in "Fenerbahçeli" olarak bilinmesiydi.(*25)



















18 Mayıs 2018 Cuma

60.000 Renkli Bardakla Dev Atatürk Portresi








Gazi Mustafa Kemal Atɑtürk’ün 19 Mayıs 1919’dɑ Samsun’dɑn bɑşlattığı bağımsızlık hareketi, milletimizin azim ve kararlılığı ile birleşerek, tüm yurttɑ dalga dalga yayılmış ve milli mücadele sonucunda zaferle sonuçlanmıştır. İşgal güçleri karşısında verilen bu çetin çaba sonucunda kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk ilke ve devrimleriyle pekiştirilmiş ve Türk gençliğine armağan edilmiştir. Türk milleti olarak bu emanete sahip çıkmak hepimizin en yüce görevidir.

Bu yıl 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’na özel, Fenerbahçe Spor Kulübü bünyesindeki Fenerbahçe Çocuk ve Gençlik Kulübü ve Humanpix Topluluğu, birlikte dünyada eşi ve benzeri görülmemiş bir projeye imza attı. 60.000 adet renkli bardak ile 28 metreye 15 metre boyutlarında Atamız’ın portresinden oluşan muhteşem bir görsel oluşturuldu.

Atamız’ın Cumhuriyeti kurma yolunda attığı ilk adım olan 19 Mayıs 1919 bağımsızlık hareketi ruhunu bugünde yaşatmak için, Fenerbahçe Çocuk ve Gençlik Kulübü ve Humanpix Topluluğu’ndan oluşan gönüllüler, 60.000 adet farklı renklerde bardak ile, Ülker Spor ve Etkinlik Salonu’nda Atamız’ın portresini oluşturmuştur. Tüm çalışmayı başından sonuna kadar takip eden Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, son bardağı koyarak Atamız’ın portresini tamamlamıştır.

60.000 renkli bardakla Atamız’ın portesinden oluşan görselin bitiminde Fenerbahçe Çocuk ve Gençlik Kulübü ve Humanpix Topluluğu birlikte marşlar ve şarkılar söyleyerek 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutladı.








6 Nisan 2015 Pazartesi

'Ben koyu değil, açık ve net FENERBAHÇE 'liyim, .'



 'Ben koyu değil, açık ve net FENERBAHÇE 'liyim, .' 


Fanatik, holigan olma! 'Ben koyu değil, açık ve net Beşiktaş'lıyım, Fenerbahçe'liyim, Galatasaray'lıyım.' diyerek şiddete, fanatikliğe, holiganizme karşı olduğunu göster, farklılaştır kendini, örnek ol, yol göster, liderlik et!
Hilmi Işıkören
http://www.isikoren.com/bjkfbgs/

26 Mayıs 2014 Pazartesi

FENERBAHÇE' MİN ŞAMPİYONLUK ÖYKÜSÜ



Her Şey Bir İmza ile Başladı!

19- şampiyonluğunu ilan eden Fenerbahçe'nin şampiyonluk öyküsü...



Sezon başında teknik direktör Aykut Kocaman ile yollarını ayıran Fenerbahçe, uzun süre görüşmeler ve aramalar sonrası Ersun Yanal ile anlaşarak sezona başladı. Yanal, Kocaman'ın takımını bozmadı ve transferleri de eski hocanın listesine göre yaptırdı.















Sezon başında UEFA'dan gelen men haberiyle sarsılan sarı lacivertliler, hazırlıklarını Topuk Yaylası'nda yaptı. Burada Boluspor'u 4-0 mağlup etti. Bir diğer hazırlık maçı için Azerbaycan'a giden F.Bahçe, Hazar'ı 4-0 mağlup etti. Son hazırlık maçında PSV'ye 2-0 mağlup oldu.


CAS'tan gelen haberle Şampiyonlar Ligi elemelerine katılan Fenerbahçe, Salzburg'u eleyerek son eleme turuna kalmayı başardı. Salzburg maçından 5 gün sonra, uzun süre 10 kişi götürdükleri maçta Süper Kupa'yı G.Saray'a kaybetti.


Süper Kupa'nın ardından lige başlayan Fenerbahçe, Emre ve Yobo'nun golleriyle 2-0 öne geçtiği maçı, oldukça kötü bir son 30 dakikanın ardından Konyaspor'a 3-2 ile kaybetti. Üstelik bu maçta Mert Günok, son dakikalarda bir de penaltı kurtarmıştı.


Arsenal'i sahasında ağırlayan Fenerbahçe, 3-0 mağlup olarak üzüldü. Dönüşünde Eskişehirspor ile oldukça zorlu bir maça çıkan Fenerbahçe, ölüp ölüp dirildiği maçta Kuyt'ın golü ve Mert'in çıkardığı penaltıyla 3 puana uzandı.


Deplasmanda Arsenal'e iyi oynayan ancak 2-0 kaybeden Fenerbahçe, Kadıköy'de Sivasspor'u ağırladı. Sivasspor'u ilk yarıdaki üstün oyunla geçen sarı lacivertliler, devreyi 3-0 önde kapattı. İkinci yarıda da iyi oyununu sürdüren Fenerbahçe maçı 5-2 kazandı.


CAS'tan gelen 2 yıl men cezasını onama kararıyla sarsılan Fenerbahçe, bu moral bozukluğuyla Kasımpaşa maçına çıktı. Maç oldukça zorlu başladı. Kasımpaşa 2 kez öne geçti ama Webo'nun 90. dakikadaki golü F.Bahçe'yi hayata bağladı.


5- haftada rakip Elazığspor'du. Sow'un 18'e geri dönüşüyle patlaması bir oldu. Moussa Sow'un hat-trick yaptığı maçta, rahat oyun ve 4-0 gibi net bir skorla üç puana uzanan sarı lacivertliler oldu.


Sarı lacivertliler eylül ayının son maçı için Ankara'daydı. Gençlerbirliği'ne karşı çok zor bir 90 dakika oynandı. Geçen sezon şampiyonluğ 19 Mayıs'ın çimlerinde bırakan FenerbahçeKuyt'ın 60. dakikadaki golüyle 5 maçlık galibiyet serisi yakaladı.


7- haftada rakip Trabzonspor'du. 3 puandan daha fazla anlam ifade eden bu maç, oldukça gergin bir havada oynandı. Trabzonspor'un maç boyu iyi kapandığı mücadelede, sarı lacivertliler pozisyona dahi giremedi ve maç 0-0 bitti.


Fenerbahçe, milli aranın ardından 20 Ekim'de Kayseri'deydi. Sow'un 9. dakikadaki golüyle öne geçen sarı lacivertliler, 22'de Azofeifa'nın frikiğiyle sarsıldı. Ancak, şampiyonluğun meşalesiKuyt'ın ortasında Emenike'nin Fenerbahçe formasıyla attığı ilk golle birlikte yanmaya başladı.


Kadıköy'e dönen Fenerbahçe'nin rakibi bu kez Gaziantepspor'du. Kayseri'de perdeyi kapatan Emenike, bu kez Kadıköy'de perdeyi açan isim oldu. Sow devam etti, 75'te fark 1'e inse de Emenike 85'te tekrar sahneye çıkarak 3 puanı getirdi.


İlk haftadaki kazanın ardından 8 maçta 22 puan toplayan FenerbahçeBursa'ya, ligin en zor deplasmanlarından birine gitti. Ferhat Kiraz'ın golüyle geri düşen Fenerbahçe, Webo'nun 63'teki golüyle skoru eşitledi. 83'te Emenike ile öne geçti. Tam "3 puan bizim" derken, Batalla 90+1'de Volkan'ın büyük hatasıyla eşitliği sağladı. Son olarak sahneye çıkan eski Bursalı Egemen oldu!


Kadıköy'de rakip Galatasaray'dı. Tribünler hıncahınç doluydu. Maç beklenenin aksine oldukça sakin ve temkinli başladı. İlk hatayı yapan Chedjou oldu. Penaltı noktasına gelen Emre,Fenerbahçe'yi 1-0 öne geçirdi. G.Saray'ın etkili olamadığı maçta Webo, Baroni'ye "Al da at" dedi, fark 2 oldu. Son dakikalarda topun başına gelen Melo penaltıyı kaçırınca, dünya derbisinin galibi 2-0'la Fenerbahçe oldu. G.Saray ile puan farkı 9'a çıktı.


Derbi zaferinin ardından Antalya'ya giden Fenerbahçe, Webo ile henüz maçın başında öne geçti. Diarra, devre biterken maçı eşitledi. Sinir harbi şeklinde geçen ikinci yarının son anlarında Moussa Sow sahneye çıktı ve 90+2'de Fenerbahçe'ye 3 puanı getirdi.


Tekrar Kadıköy'e dönen Fenerbahçe'nin rakibi bu kez Beşiktaş'tı. F.Bahçe daha iyi oynayan tarafken, Olcay Beşiktaş'ı 1-0 öne geçirdi. Santra yapılır yapılmaz Emenike skoru eşitledi. F.Bahçe tam "Bu maç benim" derken, Meireles'in kırmızı kartı geldi. Kırmızıdan dakikalar sonra Sow sahneye çıktı ve F.Bahçe'yi öne geçirdi.


Devre bitmek üzereyken Hugo Almeida'nın Kadıköy'ü şoka uğratan 2 golü geldi ve Beşiktaşsoyunma odasına 3-2 önde gitti. Penaltı itirazları, verilmeyen gol derken Necip 69'da kırmızı gördü. F.Bahçe 1 kişi eksik de olsa rakibini sürklase ettiği 45 dakikadan sadece 1 gol çıkarınca sahadan 3-3'lük beraberlikle ayrıldı.


Kupada Fethiye'ye elene Fenerbahçe bu kez ligin zorlu deplasmanlarından Rize'deydi. Kweuke'nin 11. dakikada gelen golü takımı sarstı. Fenerbahçe oyuna ortak olmakta zorlandığı devreyi Cristian'ın frikik golüyle eşit kapattı. Korakor geçen ikinci yarıda, sahneye Webo çıktı ve 83'te attığı golle Fenerbahçe'ye çok kritik 3 puanı getirdi. Bu golle en yakın rakibe atılan puan farkı 8 oldu.


Kadıköy'e dönen Fenerbahçe'nin karşısında, ligin 'sempatik' takımı Akhisar vardı. Konuk ekip 24'te 10 kişi kalınca Fenerbahçe rahatladı. Rahat geçen 65 dakikanın ardından skorbordda 4-0'lık Fenerbahçe üstünlüğü görünüyordu.


Karlı havada ligin zor deplasmanlarından birine çıkan Fenerbahçe, oyun olarak bir türlü istediğini sahaya yansıtamadı. Karabükspor, Tolunay Kafkas ile daha diri, daha güçlü bir takım haline gelmişti. Fenerbahçe sahadan 2-1 mağlup ayrıldı, ancak buna yol kazası olarak bakıldı.


Fenerbahçe, ilk devrenin son haftasında Kayserispor'u ağırlıyordu. İlk yarı 0-0 bitti. Ancak, ikinci yarı tam bir şov vardı. Cristian'ın penaltısından saniyeler sonra Bobo skoru eşitledi. Son yarım saate girilirken Sow perdeyi açtı, Mehmet Topal, Emenike derken Caner'in müthiş golüyle perde kapandı, 5-1!


Devreye gidilirken Fenerbahçe 41 puanla lider, Galatasaray 33 puanla ikinci, Beşiktaş ise 29 puanla üçüncü sıradaydı. Sarı lacivertlilerin rakipleri, puan farkının ineceğini düşünüyor, kendi maçlarını da hesaba katarak puan farkını 3 eksik sayıyordu.


İkinci devre Konyaspor maçıyla açıldı. F.Bahçe, maça kötü başladı, Djalma'nın 22'de gelen golü bu duruma tuz biber ekti. Bruno Alves'in devre sonunda gelen kafası eşitledi, Egemen 80'de galibiyet golünü attı ama 2 zorlu deplasman öncesi Fenerbahçe'nin oyunu kafalarda soru işaretleri bıraktı.


Fenerbahçe, 2 zorlu virajtan ilki için Eskişehir'deydi. Eski dost Bienvenü 28'de harika bir aşırtmayla yeni takımını 1-0 öne geçirdi. Kuyt 41'de eşitliği getirdi ancak sarı lacivertliler kötü oynuyordu. Bu oyunun cezası, 82'de Erkan Zengin'in plasesiyle geldi. Puan farkı şubat ayının ilk günü 7'ye düştü.


Fenerbahçe bu kez Sivasspor'un konuğuydu. Sarı lacivertliler, iyi başladı, pozisyonlar kaçırdı, her şey iyi giderken, net penaltı verilmedi. O pozisyonun dönüşünde hakem Yunus Yıldırım Egemen'in müdahalesine faul dedi, sarı kart çıkardı, Egemen adeta çıldırdı. Hakem kırmızı kartı verdi. Aslında maç 21. dakikada Fenerbahçe için bitti. Skoru 58 ve 81'de ev sahibinin golleri belirledi. Fark 9 Şubat'ta 4 puana düştü, ancak Galatasaray farkın 1 olduğunu söylüyordu.


Puan farkının 4'e düşmesiyle gerginleşen Fenerbahçeİstanbul'un güçlü semt takımı Kasımpaşa'yı ağırladı. İlk yarı tempolu, istekli ancak yetersiz bir oyunun ardından 0-0 bitti. Emre 64'te güzel bir golle F.Bahçe'yi öne geçirdi ancak 79'da Malki eşitliği sağladı. Kabus başlamadan, henüz 81'de Bekir golü attı ve F.Bahçe'yi rahatlattı. Puan farkı Beşiktaş ile 5, Galatasaray ile 6 oldu.


Fenerbahçe bu kez Elazığspor'un konuğuydu. Denk ve agresif geçen ilk yarının son dakikalarında Elazığspor, tartışmalı bir pozisyonun ardından 1-0 öne geçti. F.Bahçe gol ararken, 58'de bir tartışmalı pozisyonun daha ardından Cristian atıldı. 82'de Mehmet Topal skoru eşitledi ancak sarı lacivertliler son saniyede bu kez de penaltı itirazları sonucu değiştirmedi. Puan farkı 4'e indi.


Puan farkının azalmasıyla gerginleşen FenerbahçeGençlerbirliği'ni konuk etti. İlk yarısı 0-0 biten maçta, Fenerbahçe ikinci yarıya tempolu, agresif ve istekli başladı. Maçın hakemi Cüneyt Çakır 2 kere penaltı noktasını gösterdi, Emre skoru belirledi. G.Saray deplasmanda puan kaybedince puan farkı 6 oldu.


10 Mart'ta Fenerbahçe, Trabzon deplasmanındaydı. Gerginlik maçın ilk düdüğünden önce başladı, sahaya sürekli yabancı madde yağdı. Emenike'nin 23'te gelen golünden sonra olaylar iyice patlak verdi. Kale arkasındaki fileler indirildi, Volkan'ın ayağının dibine bir duran top esnasında 45+10. dakikada yanıcı maddeler yağınca hakem Bülent Yıldırım maçı tatil etti. TFFmaçı daha sonra 3-0 tescil etti.


Trabzon'dan 45 dakikada 3 puan çıkaran FenerbahçeKayseri Erciyesspor'u ağırlıyordu. Kuyt'ın ilk yarıda gelen golü takımı rahatlattı. Oyunu rölantiye alan Fenerbahçe, 56'ta Edinho'nun penaltı golüyle irkildi. Caner Erkin maçın krize girmesine mani oldu ve soldan harika getirdiği topla Emenike'ye golü attırdı. F.Bahçe puan farkını 8'e çıkardı.


Fenerbahçe, bu kez zorlu geçmesi beklenen Gaziantep deplasmanındaydı. Ancak Emenike bu maçı tek başına almaya kararlıydı. Emenike, kişisel becerisi ve gücüyle 10 ve 34'te skoru 2-0 yaptı. Gol için çok savaşan Sow, 76'da skoru belirledi. 24 Mart akşamı G.Saray ile puan farkı 11,Beşiktaş ile 10'du.


Fenerbahçe, yine zorlu geçmesi beklenen maçta Bursaspor'u ağırladı. Bursaspor direnç gösteremeden 17'de Fenerbahçe Kuyt ile 1-0 öne geçti. Fenerbahçe'nin üstünlüğüyle ancak tedirgin bir havayla devam eden maç Sow'un 75, Webo'nun 86'daki golleriyle rahatladı. 3-0 kazanan Fenerbahçe, puan farkını 13'e çıkardı. Şampiyonluk gelmek üzereydi...


Fenerbahçe, büyük derbi için Arena'daydı. Dirsekler, tekmeler, ardı arkası kesilmeyen kartlar derken kaptan Emre 40'da kırmızı gördü. 10 kişi kalan Fenerbahçe, sürekli düdükle duran maçtaSneijder'in 9. dakikadaki golüne cevap veremedi. Maçın en çok konuşulan ismi hakem Bülent Yıldırım oldu. Puan farkı 10'a indi.


FenerbahçeAntalyaspor ile Kadıköy'de şampiyonluk yolundaki en önemli maçlarından birine çıktı. Caner 21'de frikikle takımı öne geçirdi, Isaac 27'de skoru eşitledi. Puan farkı takımın rahat oynamasını sağlıyordu ama maç da sıkıntıdaydı.


68 ve 89'da Kadlec, 90'da Sow sahneye çıktı, Fenerbahçe 4-1 kazandı. G.Saray'ın Sivas'a yenilmesi, Beşiktaş'ın Konya ile berabere kalması sonrası fark en yakın takipçi Beşiktaş ile 12'ye çıktı. 13 puan geride kalan G.Saray hedefini 2'incilik olarak belirledi.


FenerbahçeBeşiktaş derbisine oldukça sakin başladı. Kuyt'ın pası Sow'un golüyle 1-0 öne geçildi ama takım bu sezon çokça olduğu gibi tedbirli oynak ile kontak kapatmak arasında ayrım yapamayınca Beşiktaş beraberliği buldu. Ancak, derbi 1-1 bitince, Rizespor maçına 1 puan yetecek halde Kadıköy'e gidildi.



TEŞEKKÜRLER onedio.com

Popüler Yayınlar