ATATÜRK ve TARİHİMİZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ATATÜRK ve TARİHİMİZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Kasım 2018 Salı

Atatürk ve Fenerbahçe









Atatürk ve Fenerbahçe

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk de Fenerbahçeli’ydi.
Atatürk, 10 Ağustos 1928 günü, 3-3 berabere biten Gazi
Kupası maçından sonra üçü Galatasaraylı ve ikisi
Fenerbahçeli olan beş kişinin önünde aynen şunları söyledi:

"Burada üçe üçüz... Çünkü ben de Fenerbahçeliyim!"

5 Haziran 1932’de Kulübümüzün Kuşdili’ndeki binası yanınca,
ilk bağış yine Büyük Önderimiz’den geldi.

Mustafa Kemal Atatürk’ün kulübümüzü ziyareti sırasında,
hatıra defterimize yazdığı satırlar şöyledir;










"Fenerbahçe Kulübü’nün her tarafa mazhar-i takdir olmuş 
bulunan asari mesaisini işitmis ve bu kulübü ziyaret ve 
erbab-ı himmeti tebrik etmeyi vazife edinmiştim. 
Bu vazifenin ifası ancak bugün müyesser olabilmiştir. 
Takdirat ve tebrikatımı buraya kayd ile mübahiyim."
3.5.1918 - Ordu Kumandanı - Mustafa Kemal 


9 AYRI OLAYLA DOĞRULANAN BİR GERÇEK:
Son dönemlerde yine spor çevrelerinde Atatürk’ün tuttuğu takımlar gündemde dolaşmaya 
başladı. Sanki dünyamızdan gidenlerden yeni haberler alınırmışcasına Türklerin Atasının 
zaman zaman taraf değiştirdiği izlenimleri bir çoğumuzu sadece güldürüyor.
Bazı basın yayın organlarında, örneğin değerli spor yazarı fanatik Beşiktaşlı Kazım Kanat’ın açıklamalarıyla büyük kurtarıcı Beşiktaşlı’ymış gibi gösteriliyor. Atamızın ölümünden 66 yıl 
sonra hangi takımı tuttuğu konusunda makaleler, hatta kitaplar yazılıyor. Adeta gaipten 
sesler geliyor. Ahiretin Sesi muhabirlerinin bildirdiği haberlere göre Büyük Atamız şimdi de 
BJK taraftarı. Jimnastik kulübümüzün bu konudaki son yoğun çalışması ise Vala Somalı 
tarafından Atatürk’ün mutlak Beşiktaşlı ilan edilmesi. Kesin bir gerçek ortada dururken 
Atatürk’ün hangi takıma sempati duyduğu, hangisine gönül verdiği konusu bilinçli olarak 
açılıyor, kafalar karıştırılmaya çalışılıyor. Bu kişiler ya da çevreler güneşi balçıkla sıvamaya kalkıyorlar. Bu tip insanlara "kafa karıştırmaloji uzmanları" demek yerinde olacak. 
Çünkü onların işi ortalığı bulandırmak. Gerçekten de ortaya attıkları iddiaların kafaları karıştırmaktan öte hiçbir değeri yok.
Galatasaraylı’lara gelince onların yakın zamana dek, bu konuda pek sesleri çıkmıyordu. 
Sadece geçmiş yıllarda birkaç yerde Atatürk’ü şu kulübün bu kulübün taraftarı değil kulüpler 
üstü saymak gerek gibi bir görüş ileri sürdükleri görülmüştü. Son zamanlarda 
Fenerbahçeliliği tartışılmayan Atatürk Beşiktaşlılarca Beşiktaşlı ilan edilince, o denli uzun 
boylu değil demek istercesine, onlarda bu konuya daha sık girer oldular. Örneğin 
Galatasaray Kulübü’nün aylık resmi dergisinde birkaç kez Atatürk’ü konu eden, 
onu kulüpler üstü gösterme çabalarında 
olan makaleler yayınlayarak "Tarihi Bir Mektubu Gün Işığına Çıkarıyoruz" dediler...
"ATATÜRK’ÜN FUTBOL MERAKI" adı altında Galatasaray Müzesi Müdür Yardımcısı ve 
Araştırmacı Adnan Işık yine bu konuyu işliyor. "Türk basınında zaman zaman Atatürk’ün 
hangi takımı tuttuğu tartışmaları yapılır. Herkes onu kendi tarafına çektiği için de bir sonuca varılmaz. Bu yazıda bizim gayemiz, konuya tarafsız bir gözle ve belgelerin ışığında 
yaklaşmaktır."
Bunları yazdıktan sonra, Ali Sami Yen’in 1914 yılında binbaşı rütbesindeki Mustafa Kemal’i Galatasaray’ın Rumenlerle yapacağı bir maça davet ettiğini bu davetin Atatürk’e geç 
ulaştığını ama yine de Mustafa Kemal’in kulüp müzesinde hala saklanan davete teşekkür 
niteliğindeki cevabı mektubunu da yayınlıyor. O mektupta Atatürk, "Davet mektubunuzu 
ancak dün sabah aldım. Fakat ben o gün doğrudan gidip maçı izledim." demektedir.

KAYNAK : www.fenerbahce.org

9 Kasım 2018 Cuma

Sen Hiç Eğilmediğin İçin Biz Hâlâ Ayaktayız | Kitaploji.com 10 Kasım 2018 Filmi


Sen Hiç Eğilmediğin İçin Biz Hâlâ Ayaktayız | 


10 Kasım #AynıGünAynıDakika | Kiğılı



Bazı insanlar vardır ki
önünde düğme iliklenir!

SAMSUNG 10 KASIM'A ÖZEL VİDEO YAYINLADI #10Kasım


ULU ÖNDER MUSTAFA KEMAL'İN VEFATININ 80.YIL DÖNÜMÜ İÇİN SAMSUNG TÜRKİYE DUYGUSAL VE ÇOK ANLAMLI BİR ANMA VİDEOSU YAYINLADI.
Güney Kore'li teknoloji devi Samsung hazırladığı anma videosu ile Türk müşterilerin kalbine dokundu.







KAYNAK:bloggerkodcu.blogspot.com

29 Ekim 2018 Pazartesi

6 Bin kişiyle muhteşem gösteri... YAŞA MUSTAFA KEMAL PAŞA YAŞA #29Ekim1923 (İzmir Bayraklı Belediyesi)


6 Bin kişiyle muhteşem gösteri...
YAŞA MUSTAFA KEMAL PAŞA YAŞA
(İzmir Bayraklı Belediyesi)

Cumhuriyetimizin 95. Yılı Türkiye'me Kutlu Olsun




CUMHURİYET DEMEK Özgürlük demek Uygarlık demek Bağımsızlık demek Üretim demektir Bir zümrenin değil halkın yönetimi demektir Cumhuriyet bu topraklarda yaşayan herkesin geleceğinin teminatıdır Cumhuriyetimizin 95. Yılı Türkiye'me Kutlu Olsun








Cumhuriyet Nedir? İlber Ortaylı çocuklar için anlatıyor!


cumhuriyetin 95. yılı logosu ile ilgili görsel sonucu

29 Ekim 1923'te Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları Cumhuriyet’i ilan etti. Türkiye, büyük fedakarlıklarla 
kazandığı Kurtuluş Savaşı’ndan sonra yaralarını sarmaya çalışıyordu. Ülkemiz o zor dönemlerden geçerek bugünlere 
vardı. Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. 
Dr. İlber Ortaylı, siz çocuklara Cumhuriyet ideallerinin 
ne anlama geldiğini anlatıyor.



Cumhuriyet Nedir?

‘Cumhuriyet’, bizim dilimize Arapçadan geçen bir kelimedir, çocuklar. ‘Bütün halkın idaresi’ demektir. Bu kelime ‘cumhur’dan yani halktan çıkar. Cumhuriyette egemenlik, kral, kraliçe, padişah, sultan gibi tek bir kişiye ait değil halka aittir. Halk, belirli zaman aralıklarından oy vererek, yine halktan olan yöneticilerini seçer.
“Bu kelime Arapçadan geldi” dedim ama Araplar bu kelimeyi hiçbir zaman bildiğimiz cumhuriyet anlamında kullanmadılar. Çünkü bu rejimi hiç uygulamadılar. Cumhuriyet lafını eden biz Türkleriz.
Cumhuriyet anlayışı zamanla değişmiş, gelişmiştir. Örneğin cumhuriyet rejimi Eski Yunan’daki demokrasidir; halk idaresidir; fakat orada o demokrasi çok sınırlı bir kesim bir kesim tarafından kullanılırdı. Halkın çoğunluğu yabancılardı, seçme-seçilme hakları yoktu. Bir de köleleri vardı; onların hiçbir hukuku yoktu. Zengini ve fakiriyle çok küçük bir vatandaş kitlesi oy verirdi. Bu biçimiyle buradan da Roma İmparatorluğu’na geçti ama Roma’da da yine halkla, toprak sahibi soyluların arasında bir fark vardı. Meclisleri bile ayrıydı.
Cumhuriyet kelimesi, I. Dünya Savaşı’ndan evvel her yerde antipatiyle karşılanırdı. O dönemlerde kibar bir muhitte krallar aleyhinde konuşmak, cumhuriyeti övmek sizin o toplumdan kovulmanıza dahi sebep olabilirdi.
Büyük devletler arasında bir tek Fransa cumhuriyetti. Bir de o zamanlar yükselen bir devlet konumunda olan Amerika Birleşik Devletleri bir cumhuriyetti. O da 18. yüzyıldan itibaren yeni yeni ortaya çıkıyordu. Bu iki cumhuriyet, Batı dünyasında yeni bir atılımdı. Ama artık dünya değişti. Modern Türkiye dahil, dünyada bir çok ülke cumhuriyetle yönetiliyor.



Cumhuriyet’ten önce Türkiye ne durumdaydı?
Çocuklar, 29 Ekim 1923'e, yani Cumhuriyet’in ilanına gelene kadar, ülkemizin ne koşullar altında olduğunu bilmek çok önemlidir. Türkiye, I. Dünya Savaşı’ndan sonra çok şey kaybetmişti. Dört yıllık bir savaş bütün ülkeler için çok uzundur. Hiç kimsenin bu kadar büyük, uzun savaş tecrübesi yoktu. Bu kadar tahrip edici silahlarla topyekun savaşılmamıştı. Onun için savaşın sonunda yenilenlerle kazanan arasında fark yoktu. Hepsi perişandı, sadece savaşın galiplerinin galip hukuku vardı.
Bir kere, bizim kayıplarımız en başta aydınlarımız oldu. Bildiğiniz bütün bu yüksek okulların, Tıbbiye’nin, Mühendislik Mektebi’nin sınıfları boşaltılmıştı. Gençlerin çoğu şehit düştü. Anadolu’da en iyi zanaatkarlar, tarlaları süren çiftçiler, eli ayağı tutanlar öldü. Biz birçok cephede savaştık. Bu uzun bir savaştı, bize milli bir bilinç getirdi. Ordularımıza dayanıklılık verdi, harbin içinde kaybettiğimiz cepheler de oldu ama kazandıklarımız da oldu. En başta Çanakkale, Irak’ta Kutu’l-Ama-re; fakat sonunda mağlupların arasındaydık ve ağır kayıplar vermiştik. Aynı yılın sonunda Mondros Mütarekesi’ni imzaladık, ülkemiz işgal edildi ve bu işgal üstelik galiplerin keyfine bırakıldı.
İngiltere lüzumlu gördüğü her yeri işgal ediyor, kendi işgal edemediği anda da sonadan savaşa giren taze kuvvet müttefiki Yunanistan’ı Ege’ye çıkarıyordu. İşte Türkiye burada dayanamadı. Ve Ege’de direnişler başladı. Ama mühim olan her yerdeki direnişler değildir. Her kafadan bir ses çıkarsa bir işi yapabilir misiniz? İyi iş yapmaya niyetlenseniz bile herkes kendi başına kılıç sallasa, kendi başına kahraman olsa bir şey olur mu? Şimdi siz bir bahçeyi temizlemek istiyorsunuz; herkes kimseye sormadan, danışmadan temizlemeye kalksa ne olur? Bahçe altüst olur. Yani daima bir baş lazımdır, bir merkez lazımdır. İşte Mustafa Kemal Paşa budur. O, Çanakkale’de, Bitlis’te, Filitsin cephesinde isim yapan genç bir komutandı. İyi bir kurmay subaydı. Osmanlı ordusunda kurmaylık çok önemliydi. Yani kurmay subay, harp okulundan sonra eğitime devam eden, karar mekanizmalarına oturan, savaş planlarının yapan demektir. Mustafa Kemal zeki bir insandı. Dahiydi. Öbürleri arasında öne geçmişti.



Atatürk Cumhuriyet’i nasıl kurdu?
23 Nisan 1920'de Ankara’da Türkiye’yi işgal eden düşmanlara karşı direnişi sürdüren, Kurtuluş Savaşı’nı yürüten Mustafa Kemal önderliğinde bir meclis kuruldu. Bu meclisin adı ‘hükümet’ti. Meclis hükümetiydi. Yani 1920 Nisan’ında, ufuktaki Türkiye’nin rejimi ve saltanatın kaderi belli olmaya başlamıştı. Meclis en başta padişahı reddetmese de, cumhuriyet, fikren ortaya çıkmaya başlamıştı. Mesela bu mecliste bakanlar vardı, onları meclis seçiyordu. Meclis her şeye hakimdi. Başkomutan Mustafa Kemal de meclisin emrindeydi ama aynı zamanda meclis reisiydi.
Bu, 1923'te egemenliğini halktan alan, halkın kendi kendini yönettiği cumhuriyete girişti. Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşları cumhuriyeti ilan ederek bu sistemin adını koydu. Ancak, adını koymanın çok kolay olduğunu sanmayın, çocuklar. Çünkü mebuslar (milletvekilleri) içinde hala halifeyi ve padişahı isteyenler vardı. Hatta bunların bazıları Kurtuluş Savaşı komutanlarıydı, “Biz padişaha yemin etmişiz, öyle asker olmuşuz” demişlerdi.
İşte burada Atatürk faktörü devreye giriyor. Atatürk olmasaydı zaten bu kadar insanı bir araya getiremezdiniz. İkincisi, Atatürk’ün uzak görüşlülüğünün önemi… Daha en başında, Cumhuriyet kurulmadan da önce, Kurtuluş Savaşı’nın birçok komutanı bile İstanbul’a girmek, onu geri alabilmek ümidinde değildi. Anadolu’nun bir kısmını kurtarmak onlara göre o an için yeterliydi. Halbuki Atatürk bir dahi olduğu için karşı tarafın açığını görmüş ve “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” demişti.Cumhuriyet’in ilanı da böyle bir uzak görüşlülüğün eseridir.



Cumhuriyet bize neler kazandırdı?
O kadar çok şey var ki… Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar, Kurtuluş Savaşı komutanları, perişan Türkiye’nin sanayi ihtiyacını, okul ve sağlık ihtiyacını gördükleri için bir sürü askerin göze alamayacağı fedakarlığı ve politika değişikliğini yaptılar: Askeri harcamaları kıstılar. Ve Türkiye kapalı köylerde yaşayan bir ülkeyken özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra dünya ticaretine girip bir birikim sağlayabildi.
Ama önemli bir soru şudur çocuklar; Bu başarıyı sağlayan elemanlarımız nereden çıktı? Okullar, imparatorluktan kalmaydı; Cumhuriyet, üstüne çok iyilerini ilave etti. Mesela Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Ziraat Enstitüsü… Buralardan yeni tip bilginler, yeni entelektüeller çıktı. Onun için Cumhuriyet bir seferberliktir.
Türkiye Batı müziğini eskiden de tanıyordu; bizim kompozitör padişahlarımız bile vardı. Ama onu halka yayan, konservatuvarlar kurup müziğimizi geliştiren Cumhuriyet’tir. Biz bir müddet bunu küçümsedik. Bugün pek çok ülkede Avrupa kentlerinde Türk sopranoları ve baritonları, tenorları görüyorsunuz. Artık müzisyenlerimiz var. Orkestra kurabiliyoruz. Bunlar yoktu…
Biz savaşlarda çok kayıp verdiğimiz için okulu bitiren herkes iş buldu. 1930'ların Avrupa’sı ve Amerika’sı işsizlikten kavruluyordu. Yani dünyada öyle büyük bir işsizlik vardı. Türkiye bunu hissetmedi. Okumuş insan hiçbir zaman işsiz kalmadı.
Köylü zaten fakirdi. Ama kim ne derse desin Türk köylüsü, Cumhuriyet’ten önceki ezikliğinden, fakirliğinden kurtuldu. Bilhassa II. Dünya Savaşı’ndan sonra…
Ve en mühimi, Cumhuriyet’in getirdiği hukuk sistemidir. Bu bize hayatı kolaylaştıran bir yaşam biçimi ve modeli sundu.
Başka alanlara da bakalım… Cumhuriyet’ten evvel, Türkiye’de kadın hareketlerinde, kadının aydınlanmasında bir atılım vardı. Ancak Cumhuriyet, bu hareketleri yönlendirmeyi, kanunlaştırmayı, sistemleştirmeyi başardı. Kadının toplum hayatındaki yerini, üstelik bir çok Batı toplumundan önce kadınlara seçme-seçilme hakkı vererek sağlamlaştırmış olması, Cumhuriyet’in en önemli kazanımlarından biridir.



29 Ekim 1923'ten sonra en hızlı hangi alanlarda ilerledik?
Özellikle de eğitim ve sağlık alanlarında başarılıydık. Cumhuriyet’in ilk yıllarında çok iyi bir öğretmen sınıfı türedi. Kendinden emin, kendine saygısı olan ve başkalarının saygı gösterdiği öğretmenlerdi bunlar…Anadolu’nun her vilayetindeki her lise, İstanbul’daki kadar iyiydi. İster İstanbul’da, Kabataş’ta veya Haydarpaşa’da ister Konya’da, Erzurum’da okuyun, iyi yetişirdiniz. Teknik lisenin sınavlarını herkes kazabilirdi. Ben örneğin 9. Cumhurbaşkanımız, rahmetli Süleyman Demirel’e “Efendim, eğer siz bugünkü aynı liselerde okusanız, Teknik Üniversite’yi, bütün zekanıza ve hafızanıza rağmen zor kazanırdınız. Ama o zaman dereceyle kazandınız” demiştim. Çünkü eğitimde bölgeler ve sınıflar arası belirgin bir eşitlik vardı. Abdülbakir Gölpınarlı gibi bir değer, Balıkesir Lisesi’nde hocaydı ve bizim büyük tarihçimiz Halil İnalcık’ı o eğitti. Yani Cumhuriyet, ilk olarak Eğitim’i getirdi.
İkincisi, sağlık getirdi Cumhuriyet. Anadolu, bütün ülkeler gibi hastalıktan kırılıyordu. Sıtma, verem, başka kronik hastalıklar vardı. O milli eğitim ordusunun yanında, sağlık ordusu bunları çok önemli ölçüde halletti. 1930'larda Almanya’dan kaçan Profesör Eckhart, Sağlık Bakanı Refik Saydam’ın talimatıyla bir araştırma, bir tarama yaptı. Şaşırtıcı sonuçlar çıktı. “Beslenme ve bazı hastalıklar sandığımdan daha iyi düzeyde” dedi Eckhart. Yani Türkiye, Cumhuriyet’in daha ilk yıllarında bazı şeyleri başarabilmiştir. II. Dünya Savaşı’ndan sonraki Birleşmiş Milletler programını, okuma-yazma ve sağlık taramalarını beklemeden daha da evvel, eğitim ve sağlık gibi en önemli konuları çözmüştür.



Atatürk’ün çocuklara bakışı nasıldı?
23 Nisan’da Türkiye Büyük Millet Meclisi kuruldu. Bence bu en önemli bayramımızdır. Bu günü çocuklara bir bayram olarak hediye eden de Atatürk’ün bizzat kendisidir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin, bütün devrim yapan ülkeler gibi en büyük güvencesi, gençlik ve çocuklardır; yeni nesillerdir. Atatürk çocuklara büyük şefkat beslerdi. O zamanlar bir çok öğrenciye burs verilirdi, okutulurlardı. Bugün 5 TL’lerin üzerinde gördüğünüz Aydın Sayılı bu bursiyerlerden biridir. Başka örnekler vereyim sizlere: Yüzümüzü ağartan iki eskicağ bilimcileri, Hititolog Sedat Alp ve Ekrem Akurgal bu dönemde burslar ile yetişmişlerdir. Yine bu dönemde konservatuarlar, sanat kurumları ortaya çıktı. Tüm bunların yanında en önemli şey, hakikatten büyük harpler geçirmiş, 11 yıl savaş görmüş bir memleketteki yetimlerin konumudur. Onların eğitimi için çok hassas davranıldı; fırsatlar sağlandı. Çocuklar o dönemin yöneticileri tarafından çok önemsendi. Mesela Atatürk’ün silah arkadaşı, Kazım Karabekir Paşa da çocukların eğitimine, korunmasına karşı çok hassastır; bu uğurda çocuk eserleri, şarkılar yazmıştır. Bu, İstiklal Savaşı komutanlarının, o kadroların genel eğilimidir.
Sakın unutmayın, çocuklar. Atatürk ve arkadaşları eğitimin önemini çok iyi kavramış ve buna göre davranmıştı. Siz de böyle davranın. Cumhuriyet, eğitim alanında büyük atılımlar yapmaya çalıştı. Bu çalışmayı tamamlayabildi mi? Hayır; halen çok eksiğimiz var. Ama Cumhuriyet, bir şey için çok uğraştı: Okullar yapmakla. Çocukları okutacak öğretmenler yetiştirmekle… Size Nermin Abadan Unat Hoca’nın hatıratını okumanızı tavsiye ediyorum (Hayatını Seçen Kadın, ‘Hocaların Hocası’ Nermin Abadan Unat, Söyleşi: Sedef Kabaş, 2010, Doğan Kitap). O, Macaristan’da doğmuş; 15 yaşına dek orada yaşamıştı. Sonra buraya baba yurduna geldi. Annesi Macardı ve orada, Macaristan’da kalmasını istemişti. Abadan kitabında, “Macarsitan’da kalsam okuyamayacaktım” diyor. Türkiye Cumhuriyeti, çocuklara okuma imkanı verdi. Bunu hep aklınızda tutmanızı isterim.
İLBER ORTAYLI

“Eğitimdir ki; bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır ya da köleliğe ve geri kalmışlığa terk eder.”
Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önderimiz MUSTAFA KEMAL ATATÜRK


Unutmayın çocuklar; Cumhuriyet’tir bizi aydınlatan, aydınlık yollarda yürümemizi sağlayan. Güzel eğitimler almanızı, kendinizi özgürce ifade edebilmenizi ve özgür huzurlu olmanızı sağlayan. Cumhuriyetimize sahip çıkalım!
KAYNAK:medium.com

16 Ekim 2018 Salı

2019 Atatürk’ü Anlama, Anlatma ve Gençlik Yılı 🚩(Tebrikler... Lüleburgaz Belediyesi🇹🇷)

2019 Atatürk’ü Anlama, Anlatma ve Gençlik Yılı

“Başımıza neler örülmek istenildiği ve nasıl karşı koyduğumuz ve daha doğrusu milletin arzu ve emellerine uyarak ve onun yardımıyla nasıl çalıştığımız görülmeli ve gelecek kuşaklar için ibret ve uyanıklığı gerektirmelidir. Zaten her şey unutulur. Fakat biz her şeyi gençliğe bırakacağız. O gençlik ki hiçbir şeyi unutmayacaktır; geleceğin ışık saçan çiçekleri onlardır. Bütün umudum gençliktedir!” Mustafa Kemal ATATÜRK
Lüleburgaz Belediye Meclisi tarafından 01/03/2018 tarihli meclis toplantısında Komisyon Başkanlarından oluşan komisyona havale edilen ‘Temalı Yıl’ konulu evrak 07/03/2018 tarihli toplantıda görüşüldü. Toplantıda alınan karar doğrultusunda 2019 yılının ‘2019 Atatürk’ü Anlama, Anlatma ve Gençlik Yılı’ olarak ilan edilmesi meclis tarafından oy birliğiyle kabul edildi.
“Türk milletinin tabiat ve adetlerine en uygun idare Cumhuriyettir. Cumhuriyet idaresi, Türk milletinin örf, adet ve öz karakterine en uygun, kendi özüne dönüşü ve kendindeki özel kabiliyeti fark etmesi demektir.” diyen eşsiz lider Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet, bugün hala dünya üzerinde tek ve örnek olmayı sürdürüyor.
Onun kurduğu Cumhuriyetin ve kuruluş felsefesinin, “Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Milli kültürümüzü, ‘muasır medeniyet’ seviyesinin üstüne çıkaracağız’ sözleriyle tanımladığı vizyondan hiç ayrılmadan geleceğe ilerleyen Lüleburgaz Belediyesi, kentte yaşayanlarıyla, Atatürk’ün “Eğer bir gün benim sözlerim bilime ters düşerse bilimi seçin’, ‘Benim savaşım bitmedi. Şimdi cehaletle savaşım başlıyor.” sözlerinden ilham alarak geleceği planlıyor.
Atatürk’ü Anlama, Anlatma ve Gençlik Yılı
Lüleburgaz Belediyesi, özgür ve bağımsız bireyler yetiştirme, çağdaş ve medeni bir toplum olarak yaşama ve yaşamaktan mutlu olacağımız Lüleburgaz’ı yaratmak için çalışmalarını sürdürüyor. Lüleburgaz Belediyesi 2017-2021 Stratejik Planı’nda yer alan ‘Etki Yaratan Kent Olmak’ amacının ‘Tematik etkinlikler ve uygulamalar gerçekleştirerek makro düzeyde etki yaratmak’ hedefinden hareketle her yılın temalı yıl olarak planlanması ve uygulanması gerçekleştirilmektedir.
Şimdi zaman, “Gençler! Cesaretimizi takviye ve devam ettiren sizsiniz” diye seslenen, büyük önderimiz Atatürk’ü, Milli Mücadeleyi başlatmak üzere Samsun’dan Anadolu topraklarına ayak bastığı gün olan 19 Mayıs 1919’un 100. Yılı’nda, gençliğe armağan edilen büyük bayramın 100. Yıl dönümünde, anlama, anlatma, ulusal bilgi ve bilincimizi yükseltme zamanıdır. Ulusal ve ülkesel birlik ve bütünlüğümüzün temel güç kaynağı olan bu gücü ileriye taşıyacak olan gençliğin, Ata’sını anlama, anlatma ve kendi farkına varma, kendini geliştirme ve gerçekleştirme fırsatı bulacağı yıl olarak 2019 yılı Lüleburgaz Belediye Meclisi tarafından ‘Atatürk’ü Anlama, Anlatma ve Gençlik Yılı’ ilan edildi
KAYNAK: https://www.luleburgaz.bel.tr/2019-ataturku-anlama-anlatma-ve-genclik-yili/

18 Mayıs 2018 Cuma

60.000 Renkli Bardakla Dev Atatürk Portresi








Gazi Mustafa Kemal Atɑtürk’ün 19 Mayıs 1919’dɑ Samsun’dɑn bɑşlattığı bağımsızlık hareketi, milletimizin azim ve kararlılığı ile birleşerek, tüm yurttɑ dalga dalga yayılmış ve milli mücadele sonucunda zaferle sonuçlanmıştır. İşgal güçleri karşısında verilen bu çetin çaba sonucunda kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk ilke ve devrimleriyle pekiştirilmiş ve Türk gençliğine armağan edilmiştir. Türk milleti olarak bu emanete sahip çıkmak hepimizin en yüce görevidir.

Bu yıl 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’na özel, Fenerbahçe Spor Kulübü bünyesindeki Fenerbahçe Çocuk ve Gençlik Kulübü ve Humanpix Topluluğu, birlikte dünyada eşi ve benzeri görülmemiş bir projeye imza attı. 60.000 adet renkli bardak ile 28 metreye 15 metre boyutlarında Atamız’ın portresinden oluşan muhteşem bir görsel oluşturuldu.

Atamız’ın Cumhuriyeti kurma yolunda attığı ilk adım olan 19 Mayıs 1919 bağımsızlık hareketi ruhunu bugünde yaşatmak için, Fenerbahçe Çocuk ve Gençlik Kulübü ve Humanpix Topluluğu’ndan oluşan gönüllüler, 60.000 adet farklı renklerde bardak ile, Ülker Spor ve Etkinlik Salonu’nda Atamız’ın portresini oluşturmuştur. Tüm çalışmayı başından sonuna kadar takip eden Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, son bardağı koyarak Atamız’ın portresini tamamlamıştır.

60.000 renkli bardakla Atamız’ın portesinden oluşan görselin bitiminde Fenerbahçe Çocuk ve Gençlik Kulübü ve Humanpix Topluluğu birlikte marşlar ve şarkılar söyleyerek 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutladı.








15 Mayıs 2018 Salı

İşgalci Yunan kuvvetlerine "Türk Toprağı Çiğnenemez" diyerek ilk kurşunu sıkan ve ilk Kurtuluş Şehidimiz #HasanTahsin'i minnetle anıyorum..




Mondros Ateşkes Anlaşması sonrası, ülkemizin işgalinin başladığı yıllarda, İzmirde düşmana ilk kurşunu atarak ölümsüzleşen, ardından da düşman askerlerince katledilen Hasan Tahsinin gerçek adı “Osman Nevres”tir. 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkartma yapan Yunan Efsun Alayı askerlerine, Kordonboyu mevkisinde ilk kurşunu atarak, Türk milli direnişini başlatan, sembol olmuş bir gazetecidir.





11 Mayıs 2018 Cuma

Atatürk ve İstiklâl Yolu



Atatürk ve İstiklâl Yolu
1918 yılı sonlarında Anadolu hem karadan hem denizden işgal kuvvetlerinin kuşatması ve saldırısıyla karşı karşıya idi. Türk toplumu, kendisini tarih sahnesinden silmeyi hedefleyen bu saldırılar karşısında çok güç durumdaydı. Devletin merkezi olan İstanbul işgal edilmiş, ordu dağıtılmış, silah ve cephanelere işgal kuvvetlerince el konulmuştu.

Mustafa Kemal Atatürk, 1919 yılı baharında Türk milletinin kaderini değiştirecek bir mücadeleye girişti. Amasya, Erzurum ve Sivas’ taki çalışmaların ardından Ankara’yı merkez olarak belirlendi. Türk milletinin daha ölmediğine bütün yüreğiyle inandı.

Hayatta kalmanın mutlak bir “İSTİKLAL MÜCADELESİ” ile mümkün olacağını düşündü, bu fikre inandı, arkadaşları ile birlikte dünyanın beklemediği bir kurtuluş mücadelesini başlattı.

Türk milleti savaş için en elzem ihtiyacı olan silahtan, cephaneden yoksundu. Açlık bir şekilde giderilir ama silahsız, cephanesiz savaşılamazdı. Bir savaşın silahsız cephanesiz kazanılması beslenmeyen bir vücudun hayatta kalması kadar zordu. İşte Milli Mücadele bu şartlarda yokluklar ve yoksulluklar içinde başladı.

Anadolu’da işgale uğramamış tek bölge Karadeniz, Anadolu’nun dışarı açılabileceği tek güvenli yer ise Kastamonu İnebolu Limanı idi.

Türk toplumunun yaşayabilmesi, mücadelenin başarıya ulaşabilmesi, İnebolu Limanından gelecek mühimmata bağlı idi. Bu sebeple İnebolu- Ankara arasındaki bu yol Milli Mücadele için hayati bir önem taşıyordu.

O dönemde güvenliği açısından tercih edilen bu yol aslında han, yağışlı havalarda çamurla kaplanan eski bir kervan yolu idi.

İnebolu’nun büyük gemileri barındıracak bir limanı yoktu. İnebolu açıklarına gemilerle gelen silah ve cephane, açıktan ve her türlü hava şartlarında kahraman demirciler tarafından kayıklarla İnebolu kıyılarına çıkarılıyordu. Bu malzemeler Kastamonu’nun kahraman kadınları, yaşlıları ve çocukları tarafından çok zor şartlarda Ankara’ya taşınıyordu.

O dönemde Anadolu’nun eli silah tutan erkekleri cephelerde düşmana karşı çarpışıyorlardı.Bu güzergahta yol alan nakliye kollarının ortak nitelikleri cephe gerisinde kalan çocuk , kadın ve yaşlılardan oluşması idi.

İşte bu sebeplerden, İnebolu’dan Ankara’ya uzanan bu zorlu yola “İSTİKLAL YOLU” denilmektedir.

KAYNAK: http://www.inebolu.bel.tr/inebolu.asp?Id=64&inebolu=ataturk-ve-istiklal-yolu

11 Nisan 2018 Çarşamba

Kilitbahir Kalesi, ‘yaşayan müze’ oldu / 18 MART VE 24 NİSAN’DA ÜCRETSİZ

Kilitbahir Kalesi, ‘yaşayan müze’ oldu
Kilitbahir Kalesi, ‘yaşayan müze’ oldu
Çanakkale Boğazı'nın güvenliği için 1462-1463 yıllarında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Avrupa Yakası'ndaki üç yapraklı yonca şeklindeki Kilitbahir Kalesi, 7 yıl süren restorasyon çalışmalarının ardından 'yaşayan müze' haline getirildi.
Fatih Sultan Mehmet’in, Çanakkale Boğazı’nın güvenliği için 1462-63 yıllarında Avrupa yakasında inşa ettirdiği üç yapraklı yonca şeklindeki Kilitbahir Kalesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca 2011’de restorasyona alındı. Eceabat ilçesine bağlı Kilitbahir köyündeki kalenin restorasyonu 2015’te tamamlandı. Ardından, Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı’nca, çevre düzenlemesi ve kale müze oluşturulması kapsamında teşhir-tanzim çalışmaları başlatıldı. Sahil, yürüyüş yolu, otopark, çim alanları ve aydınlatma düzenlemesi yapıldı.
kilitbahir-kalesi-dha3
KALE MUHAFIZLARINDAN İLGİNÇ KARŞILAMA
Tehşir-tanzim çalışmalarıyla ‘yaşayan müze’ haline getirilen Kilitbahir Kalesi içindeki 7 katlı Ana Kule’de, kaledeki günlük hayat; Pîrî Reis bölümünde, Türk denizci Pîrî Reis’in hayatı ve Kitab-ı Bahriye; Kilitbahir sinevizyon bölümünde, Kilitbahir Kale Müzesi ve Kilitbahir Kalesi hakkında bilgileri içeren belgesel; Engelsiz Müze bölümünde, Osmanlı kalelerinin mimarisi, teşkilat yapısı, savunma, ticaret, ibadet ve gündelik hayatı bugünün teknolojisi kullanılarak anlatılıyor. Kalenin restorasyonu sırasında bulunan Çanakkale Savaşları’na ait eserler ile seramik tabaklar da sergileniyor. Kaleye, Kanuni Sultan Süleyman döneminde eklenen Sarı Kule’de ise Osmanlı kaleleri genel olarak anlatılırken, Osmanlı kale mimarisi, kale yapısal donanımları, teşkilat yapısı, Avrupa’daki Osmanlı kalelerinin gravürleri, savunma silahları, ticareti ve günlük yaşamı canlandırılıyor. Kilitbahir Kalesi’nin surlarına ses sistemiyle birlikte yerleştirilen heykel muhafızlar, kaleye gelen ziyaretçileri, o döneme ait muhafızlar arasında bir parola olan ‘Yektir Allah’ nidalarıyla karşılıyor.
kilitbahir-kalesi-dha2

18 MART VE 24 NİSAN’DA ÜCRETSİZ

‘Yaşan müze’ haline getirilen Kilitbahir Kalesi’ni ziyaret, öğrencilere, 65 yaş üstü vatandaşlara, engellilere, şehit yakınları ve gazilere ücretsiz olacak. 18 yaş üstü öğrencilere yüzde 50 indirim uygulanacak. Vatandaşlar ise Kilitbahir Kalesi’nin tamamını 20 TL’ye, kısa tur olarak adlandırılan Sarı Kule ve çevresini ise 10 TL’ye gezebilecek. Çanakkale Deniz Zaferi’nin yıl dönümü olan 18 Mart ile Çanakkale Kara Savaşları’nın yıl dönümü olan 24 Nisan günlerinde ise Kilitbahir Kalesi’ni ziyaret herkese ücretsiz olacak. DHA

KAYNAK : https://www.sozcu.com.tr/hayatim/kultur-sanat-haberleri/kilitbahir-kalesi-yasayan-muze-oldu/

Popüler Yayınlar