ATATÜRK ve TARİHİMİZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ATATÜRK ve TARİHİMİZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ağustos 2018 Perşembe

"ZAFER" Türk Milletinin Kanında Var!




18 Mayıs 2018 Cuma

60.000 RENKLİ BARDAKLA DEV ATATÜRK PORTRESİ





Gazi Mustafa Kemal Atɑtürk’ün 19 Mayıs 1919’dɑ Samsun’dɑn bɑşlattığı bağımsızlık hareketi, milletimizin azim ve kararlılığı ile birleşerek, tüm yurttɑ dalga dalga yayılmış ve milli mücadele sonucunda zaferle sonuçlanmıştır. İşgal güçleri karşısında verilen bu çetin çaba sonucunda kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk ilke ve devrimleriyle pekiştirilmiş ve Türk gençliğine armağan edilmiştir. Türk milleti olarak bu emanete sahip çıkmak hepimizin en yüce görevidir.

Bu yıl 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’na özel, Fenerbahçe Spor Kulübü bünyesindeki Fenerbahçe Çocuk ve Gençlik Kulübü ve Humanpix Topluluğu, birlikte dünyada eşi ve benzeri görülmemiş bir projeye imza attı. 60.000 adet renkli bardak ile 28 metreye 15 metre boyutlarında Atamız’ın portresinden oluşan muhteşem bir görsel oluşturuldu.

Atamız’ın Cumhuriyeti kurma yolunda attığı ilk adım olan 19 Mayıs 1919 bağımsızlık hareketi ruhunu bugünde yaşatmak için, Fenerbahçe Çocuk ve Gençlik Kulübü ve Humanpix Topluluğu’ndan oluşan gönüllüler, 60.000 adet farklı renklerde bardak ile, Ülker Spor ve Etkinlik Salonu’nda Atamız’ın portresini oluşturmuştur. Tüm çalışmayı başından sonuna kadar takip eden Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, son bardağı koyarak Atamız’ın portresini tamamlamıştır.

60.000 renkli bardakla Atamız’ın portesinden oluşan görselin bitiminde Fenerbahçe Çocuk ve Gençlik Kulübü ve Humanpix Topluluğu birlikte marşlar ve şarkılar söyleyerek 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutladı.








15 Mayıs 2018 Salı

İşgalci Yunan kuvvetlerine "Türk Toprağı Çiğnenemez" diyerek ilk kurşunu sıkan ve ilk Kurtuluş Şehidimiz #HasanTahsin'i minnetle anıyorum..




Mondros Ateşkes Anlaşması sonrası, ülkemizin işgalinin başladığı yıllarda, İzmirde düşmana ilk kurşunu atarak ölümsüzleşen, ardından da düşman askerlerince katledilen Hasan Tahsinin gerçek adı “Osman Nevres”tir. 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkartma yapan Yunan Efsun Alayı askerlerine, Kordonboyu mevkisinde ilk kurşunu atarak, Türk milli direnişini başlatan, sembol olmuş bir gazetecidir.





11 Mayıs 2018 Cuma

Atatürk ve İstiklâl Yolu



Atatürk ve İstiklâl Yolu
1918 yılı sonlarında Anadolu hem karadan hem denizden işgal kuvvetlerinin kuşatması ve saldırısıyla karşı karşıya idi. Türk toplumu, kendisini tarih sahnesinden silmeyi hedefleyen bu saldırılar karşısında çok güç durumdaydı. Devletin merkezi olan İstanbul işgal edilmiş, ordu dağıtılmış, silah ve cephanelere işgal kuvvetlerince el konulmuştu.

Mustafa Kemal Atatürk, 1919 yılı baharında Türk milletinin kaderini değiştirecek bir mücadeleye girişti. Amasya, Erzurum ve Sivas’ taki çalışmaların ardından Ankara’yı merkez olarak belirlendi. Türk milletinin daha ölmediğine bütün yüreğiyle inandı.

Hayatta kalmanın mutlak bir “İSTİKLAL MÜCADELESİ” ile mümkün olacağını düşündü, bu fikre inandı, arkadaşları ile birlikte dünyanın beklemediği bir kurtuluş mücadelesini başlattı.

Türk milleti savaş için en elzem ihtiyacı olan silahtan, cephaneden yoksundu. Açlık bir şekilde giderilir ama silahsız, cephanesiz savaşılamazdı. Bir savaşın silahsız cephanesiz kazanılması beslenmeyen bir vücudun hayatta kalması kadar zordu. İşte Milli Mücadele bu şartlarda yokluklar ve yoksulluklar içinde başladı.

Anadolu’da işgale uğramamış tek bölge Karadeniz, Anadolu’nun dışarı açılabileceği tek güvenli yer ise Kastamonu İnebolu Limanı idi.

Türk toplumunun yaşayabilmesi, mücadelenin başarıya ulaşabilmesi, İnebolu Limanından gelecek mühimmata bağlı idi. Bu sebeple İnebolu- Ankara arasındaki bu yol Milli Mücadele için hayati bir önem taşıyordu.

O dönemde güvenliği açısından tercih edilen bu yol aslında han, yağışlı havalarda çamurla kaplanan eski bir kervan yolu idi.

İnebolu’nun büyük gemileri barındıracak bir limanı yoktu. İnebolu açıklarına gemilerle gelen silah ve cephane, açıktan ve her türlü hava şartlarında kahraman demirciler tarafından kayıklarla İnebolu kıyılarına çıkarılıyordu. Bu malzemeler Kastamonu’nun kahraman kadınları, yaşlıları ve çocukları tarafından çok zor şartlarda Ankara’ya taşınıyordu.

O dönemde Anadolu’nun eli silah tutan erkekleri cephelerde düşmana karşı çarpışıyorlardı.Bu güzergahta yol alan nakliye kollarının ortak nitelikleri cephe gerisinde kalan çocuk , kadın ve yaşlılardan oluşması idi.

İşte bu sebeplerden, İnebolu’dan Ankara’ya uzanan bu zorlu yola “İSTİKLAL YOLU” denilmektedir.

KAYNAK: http://www.inebolu.bel.tr/inebolu.asp?Id=64&inebolu=ataturk-ve-istiklal-yolu

11 Nisan 2018 Çarşamba

Kilitbahir Kalesi, ‘yaşayan müze’ oldu / 18 MART VE 24 NİSAN’DA ÜCRETSİZ

Kilitbahir Kalesi, ‘yaşayan müze’ oldu
Kilitbahir Kalesi, ‘yaşayan müze’ oldu
Çanakkale Boğazı'nın güvenliği için 1462-1463 yıllarında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Avrupa Yakası'ndaki üç yapraklı yonca şeklindeki Kilitbahir Kalesi, 7 yıl süren restorasyon çalışmalarının ardından 'yaşayan müze' haline getirildi.
Fatih Sultan Mehmet’in, Çanakkale Boğazı’nın güvenliği için 1462-63 yıllarında Avrupa yakasında inşa ettirdiği üç yapraklı yonca şeklindeki Kilitbahir Kalesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca 2011’de restorasyona alındı. Eceabat ilçesine bağlı Kilitbahir köyündeki kalenin restorasyonu 2015’te tamamlandı. Ardından, Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı’nca, çevre düzenlemesi ve kale müze oluşturulması kapsamında teşhir-tanzim çalışmaları başlatıldı. Sahil, yürüyüş yolu, otopark, çim alanları ve aydınlatma düzenlemesi yapıldı.
kilitbahir-kalesi-dha3
KALE MUHAFIZLARINDAN İLGİNÇ KARŞILAMA
Tehşir-tanzim çalışmalarıyla ‘yaşayan müze’ haline getirilen Kilitbahir Kalesi içindeki 7 katlı Ana Kule’de, kaledeki günlük hayat; Pîrî Reis bölümünde, Türk denizci Pîrî Reis’in hayatı ve Kitab-ı Bahriye; Kilitbahir sinevizyon bölümünde, Kilitbahir Kale Müzesi ve Kilitbahir Kalesi hakkında bilgileri içeren belgesel; Engelsiz Müze bölümünde, Osmanlı kalelerinin mimarisi, teşkilat yapısı, savunma, ticaret, ibadet ve gündelik hayatı bugünün teknolojisi kullanılarak anlatılıyor. Kalenin restorasyonu sırasında bulunan Çanakkale Savaşları’na ait eserler ile seramik tabaklar da sergileniyor. Kaleye, Kanuni Sultan Süleyman döneminde eklenen Sarı Kule’de ise Osmanlı kaleleri genel olarak anlatılırken, Osmanlı kale mimarisi, kale yapısal donanımları, teşkilat yapısı, Avrupa’daki Osmanlı kalelerinin gravürleri, savunma silahları, ticareti ve günlük yaşamı canlandırılıyor. Kilitbahir Kalesi’nin surlarına ses sistemiyle birlikte yerleştirilen heykel muhafızlar, kaleye gelen ziyaretçileri, o döneme ait muhafızlar arasında bir parola olan ‘Yektir Allah’ nidalarıyla karşılıyor.
kilitbahir-kalesi-dha2

18 MART VE 24 NİSAN’DA ÜCRETSİZ

‘Yaşan müze’ haline getirilen Kilitbahir Kalesi’ni ziyaret, öğrencilere, 65 yaş üstü vatandaşlara, engellilere, şehit yakınları ve gazilere ücretsiz olacak. 18 yaş üstü öğrencilere yüzde 50 indirim uygulanacak. Vatandaşlar ise Kilitbahir Kalesi’nin tamamını 20 TL’ye, kısa tur olarak adlandırılan Sarı Kule ve çevresini ise 10 TL’ye gezebilecek. Çanakkale Deniz Zaferi’nin yıl dönümü olan 18 Mart ile Çanakkale Kara Savaşları’nın yıl dönümü olan 24 Nisan günlerinde ise Kilitbahir Kalesi’ni ziyaret herkese ücretsiz olacak. DHA

KAYNAK : https://www.sozcu.com.tr/hayatim/kultur-sanat-haberleri/kilitbahir-kalesi-yasayan-muze-oldu/

2 Mart 2018 Cuma

MİRALAY CEVDET !



MİRALAY CEVDET !
⚘⚘⚘
"Vatanım Sensin" dizisindeki Albay Cevdet gerçekte Gavur Mü'min lakaplı Albay Mümin Aksoy'dur.
Gerçek ismi Mümin Aksoy olan mütareke ve milli mücadele döneminin önde gelen casuslarından biridir.1892 yılında dünyaya gelen Mümin Aksoy,1911 yılında beylerbeyi yedek subay okulundan teğmen rütbesiyle mezun olmuş, Balkan Savaşı ve Birinci Dünya Harbi'nde çeşitli görevler aldıktan sonra 1917 yılında İzmir ve havalisinde göreve başlamıştır. İzmir'in işgaliyle birlikte casusluk görevine başlayan Aksoy, yunan kuvvetlerine sızarak büyük hizmetler gerçekleştirmiş, deşifre olduktan sonra tutuklanarak sürgüne gönderilmişse de milli mücadelenin kazanılmasıyla birlikte yunan generali Trikopis ile esir değişimine tabi tutularak yurda dönmüş 24 ocak 1948'de albay rütbesinde iken vefat etmiştir.
Mezarı ise İzmir Balçova Eski Mezarlığındadır ..
Bu topraklar için istikbâlini feda etmiş başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün kahramanlarımızın ruhları şad olsun ..
Alper Sunaçoğlu

24 Kasım 2017 Cuma

ÖĞRETMENLER GÜNÜ TÜRKİYE'DE NEDEN 24 KASIM'DA KUTLANIYOR? #24KasımÖğretmenlerGünü

Türkiye'de 24 Kasım'da kutlanan ve önemli tarihlerden biri olan olan Öğretmenler Günü, 1994’ten beri pek çok ülkede her yıl 5 Ekim günü kutlanıyor. Ancak bazı ülkeler, kendi kültürel ve tarihi özelliklerine göre Öğretmenler Günü'nü farklı tarihlerde ve şekillerde kutluyor. Örneğin 12 Arap ülkesinde (Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Fas, Katar, Libya, Mısır, Suudi Arabistan, Tunus, Umman, Ürdün, Yemen) her yıl 28 Şubat günü, Öğretmenler Günü olarak kutlanıyor. Bazı ülkelerde bu özel gün tatil ilan edilebiliyor. 
Peki, Türkiye'de neden 24 Kasım'da kutlanıyor? 
24 Kasım 1928 tarihi, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün "Millet Mektepleri’nin Başöğretmenliği"ni kabul ettiği gündür. Bu sebeple Türkiye'de Öğretmenler Günü her yıl Kasım ayının 24'ünde kutlanır.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN 
ÖĞRETMENLERE YÖNELİK SÖZLERİ
Türkiye'deki Öğretmenler Günü tarihini belirleyen Mustafa Kemal Atatürk, eğitime ve öğretmenlik mesleğine verdiği değeri her fırsatta dile getirmiş, bir ülkenin gelişiminde öğretmenlerin etkisini söylediği sözlerle hatırlatmıştı. İşte, Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk'ün öğretmenlerle ilgili sözlerinden bazıları!
  • Yeni kuşak, en büyük cumhuriyetçilik dersini bu günkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır.
  • Öğretmenler!... Cumhuriyet, fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister. Yeni nesli bu nitelik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir.

  • Öğretmenler; Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcilerini, sizler yetiştireceksiniz ve yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır.
  • Öğretmenler! Erkek ve kız çocuklarımızın, aynı suretle bütün tahsil derecelerindeki talim ve terbiyelerinin pratik olması mühimdir.
  • Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet, henüz bir millet adını alma yeteneğini kazanamamıştır.
  • Memleket evlâdı, her öğrenim aşamasında ekonomik hayatta verimli, etkili ve başarılı olacak surette donatılmalıdır.
  • Öğretmenler her fırsattan istifade ederek halka koşmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, öğretmenin çocuğa yalnız alfabe okutur bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır.
  • En önemli ve feyizli görevlerimiz, milli eğitim işleridir. Milli eğitim işlerinde mutlaka muzaffer olmak lazımdır. Bir milletin gerçek kurtuluşu ancak bu suretler olur
  • Öğrenci ne yaşta ve sınıfta olursa olsun, onlara geleceğin büyükleri gözüyle bakacak ve öyle davranacaksın.

Türkiye’de her yıl 24 Kasım, Öğretmenler Günü olarak kutlanır. Bu, 1981 yılında başlamış bir uygulamadır.
24 Kasım 1928, Türkiye Cumhuriyeti devletininin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün "Millet Mektepleri’nin Başöğretmenliği"ni kabul ettiği gündür. Bakanlar Kurulu, Mustafa Kemal Atatürk’e "Millet Mektepleri Başöğretmenliği" unvanını 11 Kasım 1928'de yaptığı toplantıda vermiş ve bu unvan, 24 Kasım'da Millet Mektepleri Talimatnamesi'nin yayımlanması ile resmileşmişti.
Atatürk'ün 100. doğum yıl dönümü olan 1981 yılında onun "başöğretmen" oluşunun yıldönümlerinde ülke çapında Öğretmenler Günü kutlanmasına karar verildi. Öğretmenler Günü ile ilgili kutlamalar, 26 Kasım 1992’de Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Öğretmenler Günü Kutlama Yönetmeliği çerçevesinde gerçekleşir

Başöğretmen Atatürk Ve 24 Kasım Öğretmenler Günü #24KasımÖğretmenlerGünü


Atatürk, eğitimin, öğretimin yayılmasından, yaygınlaşmasından yanaydı. 1928 yılında Arap harflerinin kaldırılıp yerine bugün kullanmakta olduğumuz Türk harflerinin kabulü tüm yurtta sevinç yarattı. Halkın yeni harfleri kısa sürede öğrenip daha çok yurttaşın okur - yazar olmasını sağlamak amacıyla yoğun bir çalışma başladı. Okuma - yazmayı yaygınlaştırmak için okul çağı dışındaki yurttaşlara okuma - yazma öğreten okullar açıldı. Bunlara Millet Mektepleri adı verildi.

Atatürk, Ulus Okulları dediğimiz Millet Mektepleri'nde yazı tahtasının başına geçerek dersler verdi. Bakanlar kurulu 11.11.1928 günü yaptığı toplantıda Ata'ya Ulus Okullar Başöğretmenliği sanını verdi. 24 Kasım Atatürk'ün Millet Mektepleri Başöğretmenliğini kabul ettiği gündür.

Başöğretmen Atatürk, öğretmenlerin Ulusal Kurtuluş Savaşı'nda gösterdikleri etkinliği hep övmüştür. Atatürk yeni Türkiye'nin yaratılmasında öğretmenlere büyük görevler düştüğü inancındaydı. Çağdaş bir ulus olmamız için eğitimin yaygınlaşması gereğine inanıyordu. Bu nedenle Atatürk "Ulusları kurtaracak olan yalnız ve ancak öğretmenlerdir." Sözleriyle öğretmene verdiği önemi ve duyduğu saygıyı en güzel biçimde belirtmiştir.

Atatürk'ün 100. Doğum yıldönümü 1981 yılında, 24 Kasımın her yıl Öğretmenler Günü olarak kutlanması kararlaştırıldı. Dünyada en kutsal görev olarak bilinen bu mesleğin sıcak ve içten bir yaklaşımla "Öğretmen Günü"nün kabulü, öğretmenlik mesleğinin yüceliğini simgeleyen bir doğuş olmakla kalmamış çocuklarımızın hayallerini süsleyen meslekler sınıfına sokmuştur.

Yüce Önder Atatürk, "Benim asıl anlatılacak yanım, öğretmenliğimdir. Topluma, milletime ben öğretmenlik yapabiliyorsam, beni onunla anlatın. Yoksa kazandığım, yaptığım öteki işlerle beni anlatmanız pek önemli değildir." sözleriyle, savaş alanlarında en güçlü düşman ordularına karşı zaferlerden, bir ulusu yok olmaktan kurtarışıyla dünyanın takdirini kazanmış ününden değil de öğretmenlik yanının anlatılmasını istemekle, öğretmenin toplumları yücelten bir varlık olduğunu vurgulamıştır.

Öğretmen; yapıcı ve yaratıcıdır. İnsan haklarına saygılıdır. Öğretmen özverili, çevreye güven ve inanç veren, içi insan sevgisiyle dolu bir kişidir. Atatürk; "Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır." demekle öğretmene yüklediği sorumluluğu ve değeri anlatmıştır.

Eğitimin, ulusları yücelten faktör olduğunun bilincinde olan öğretmenler, Başöğretmenin direktifleri doğrultusunda, görevlerini fedakarca yapmışlar ve yapmaktadırlar.

Atatürk'ün öğretmene verdiği değer ve güvene layık olarak hizmetlerini sürdürmekte olan öğretmenler, emanet edilen gençliği Atatürkçülük'le dopdolu olarak yetiştirmektedirler. Yurdumuzu yüceltmenin, çağdaş uygarlık seviyesine gelmemiz için tek çıkar yolun, Atatürk ilke ve inkılaplarına sımsıkı bağlı kalınarak O' nun yolunu izlemek olduğunu, hiçbir zaman hatırdan çıkarılmamalıdır.



Eğitim Sitesi

10 Kasım 2017 Cuma

Ben ATATÜRK'ü Gördüm... KOÇ Holding'e Teşekkürler...











10 KASIM 1938 GAZETE MANŞETLERİ

Cumhuriyet: 
“Büyük milli matemimiz”

 Ulus: 
“Kurtarıcını ve en büyük evladını kaybettin. 

Türk milleti sen sağ ol!”

Tan: 
“Babamızı kaybettik. Büyük şefimiz 

Atatürk dün sabah hayata gözlerini yumdu.”

Yeni Sabah: 
“Aziz Atatürk’ümüzü kaybettik.”

 Kurun: 
“Türk milleti her zaman büyük kurtarıcısı 

Atatürk’ün izinde yürüyecektir.”

Bugün: 
“Atamızı kaybettik.”

Akşam: 
“Türk milleti! Kurtarıcını ve en büyük 

evladını kaybettin. 

Sen sağ ol!”














Matemimiz ilk günkü gibi... Seni hiçbir zaman unutmayacağız Atam!






24 Haziran 2016 Cuma

Atatürk'ten İsmet Paşa'ya, 30.10.1923

En bilinçlilerinden biri bile olsak Cumhuriyet'in , her birimizin unuttuğu ne çok şey var.
Yüce Atatürk'ü 30.10.1923'ten dinleyince , hele !

Sonsuz minnet sana Atamız Gazi Mareşal Paşamız .
Yüce değerini anlamaya kafası basmadı , sonraki yıllarda türeyen sayısız hainin.
Bizi affetme !

T.C. Burhan


Atatürk'ten İsmet Paşa'ya, 30.10.1923        
"SEVGİLİ Paşam, Cumhuriyet'in ilk başbakanı olarak seni düşünüyorum. Dur, hiç itiraz etme. Niye seni seçtiğimi şimdi anlayacaksın. Bizi yine büyük bir savaş bekliyor. Durumumuzun bir bölümünü Cephe Komutanı ve Lozan Başdelegesi olarak elbette biliyorsun. Büyük devletlerin bu sefil duruma bakarak, kısa zamanda pes edeceğimizi sandıklarını Lozan dönüşü sen bize anlattın. Ben sana şimdi bildiğinden daha da acıklı olan genel durumu özetleyeceğim. Bize geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı. Yoksul bir köylü devletiyiz. Dört mevsim kullanılabilir karayollarımız yok denecek kadar az. 4.000 km. kadar demiryolu var. Bir metresi bile bizim değil. Üstelik yetersiz. Ülkenin kuzeyini güneyine, batısını doğusuna bağlamamız, vatanın bütünlüğünü sağlamamız şart. Denizciliğimiz acınacak durumda. Köylümüzü topraklandırmalı, ihtiyacı olan bir çift öküz ile bir saban vererek çiftçi yapmalıyız. Doğudaki aşiret, bey, ağa, şeyh düzeni Cumhuriyet'le de insanlıkla da bağdaşmaz. Bu durumu düzeltmeli, halkı kurtarmalıyız. Her yerde tefeciler halkı eziyor. Güya tarım ülkesiyiz ama ekmeklik unumuzun çoğunu dışarıdan getirtiyoruz. Sığır vebası hayvancılığımızı öldürüyor. Doktor sayımız 337, sağlık memuru 434, ebe sayısı 136. Pek az şehirde eczane var. Salgın hastalıklar insanlarımızı kırıyor. Üç milyon insanımız trahomlu. Sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın halinde. Bit ciddi sorun. Nüfusumuzun yarısı hasta. Bebek ölüm oranı % 60'ı geçiyor. Nüfusun % 80'i kırsal bölgede yaşıyor. Bunun önemli bölümü göçebe. Telefon, motor, makine yok. Sanayi ürünlerini dışarıdan alıyoruz. Kiremiti bile ithal ediyoruz. Elektrik yalnız İstanbul ve İzmir'in bazı semtlerinde var. Düşmanın yaktığı köy sayısı 830. Yanan bina sayısı 114.408. Ülkeyi neredeyse yeniden kurmamız gerekiyor. Yunanistan'dan gelen göçmen sayısı da 400 bini geçecek. İktisadi hayatımız da, eğitim durumumuz da içler acısı. İktisatçımız da çok az. Zorunlu okuma yaşındaki çocukların ancak dörtte birini okutabiliyoruz. Halkın eğitimi hiç çözülmemiş. Oysa Cumhuriyet'in insan malzemesini hazırlamalı, namus cephesini güçlendirmeliyiz. Kültür eserleri kaçırılmış, kaçırılmaya devam ediliyor. Raporlarda daha ayrıntılı, daha acı bilgiler var. Bunları Bakanlara ve parti yönetim kuruluna da ver. Genel durumu tam bilsinler. Bütçemiz, gelirimiz yetersiz. İktisadi çıkmazdan kurtulmak için geliştirdiğim bir düşüncem var. Bu düşünceyi günü gelince konuşuruz. Hedefimiz milli iktisat, bağımsızlığın sürekli olması için iktisadi bağımsızlık temel ilkemiz olmalı. Osmanlı bu gerçeği geç fark etti. Fark ettiği zaman çok geç kalmıştı. Cumhuriyet'e uygun bir anayasaya gerek var. Bu zor durumdan nasıl çıkılabileceğini gösteren ne bir örnek var önümüzde, ne de bir deney. Ama yılmamak, ucuz, geçici çarelerle yetinmemek, halkı kurtarmak için sorunları çözmek, kalkınmak, ilerlemek, milli egemenliğe dayalı, uygar ve özgür bir toplum oluşturmak, yüzyılımızın düzeyine yetişmek, kısacası çağdaşlaşmak, bu büyük ideali tam olarak başarmak zorundayız. Bu ana kadar bu ideali koruyarak geldik. Bundan sonra daha hızlı yürümek zorundayız. Bunun için gerekli yöntemi, yolu birlikte arayıp bulacağız. Yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız. Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği kutsal bir görev bu. Bu büyük görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim. Yolumuz açık olsun!"

Tarih 30 Ekim 1923... Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa'yı Köşk'e davet eder. Ülkenin genel durumu hakkında hazırlattığı raporları İsmet Paşa'ya böyle sunar. Atatürk ve arkadaşlarının devraldıkları ülke işte böyle perişan durumdaydı. 10 Kasım'da parlak nutuklar atarak, bağlılıklarımızı bildirerek andığımız Atatürk'ün nasıl bir mucize yarattığının bilincinde miyiz? Bugün ona sahip çıkabiliyor muyuz? Yoksa sadece nutuk mu atıyoruz?

27 Nisan 2016 Çarşamba

Ulu Önder Atatürk'ün, Laiklik ile İlgili Her Zaman Hatırlanması Gereken 16 Sözü




Laikliğin yalnızca din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması demek olduğunu düşünenler yanılıyorlar. Laiklik müslümanın da hristiyanın da musevinin de budistin de ateistin de inanma ya da inanmama özgürlüğüdür. Başka bir dinin egemen olmamasıdır. Devletin her dine eşit mesafede yaklaşmasıdır.
Bize laikliği yanlış bir şey gibi göstermeye çalışanlar amaçlarına ulaşamayacaklardır. Çünkü ardımıza dönüp baktığımızda ne yapmamız gerektiğini satır satır anlatan bir Gençliğe Hitabe'miz ve bunu öğütleyen ulu liderimiz Mustafa Kemal Atatürk vardır.
İşte; "Ulu Önder Atatürk'ün, Laiklik ile İlgili Her Zaman Hatırlanması Gereken 16 Sözü".

#1

#1
Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sade din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz.

#2

#2
Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü de demektir.

#3

#3
Din ve mezhep herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiç kimse hiçbir kimseyi, ne bir din, ne de bir mezhebi kabul etmeye zorlayabilir. Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz.

#4

#4
Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir. Laikliği dinsizlikle karıştırmak isteyenler, İlerleme ve canlılığın düşmanları ile gözlerinden perde kalkmamış doğu kavimlerinin fanatiklerinden başka kimse olamaz.

#5

Softa sınıfının din simsarlığına izin verilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler. İğrenç kimselerdir. İşte bu duruma karşıyız ve buna müsaade etmiyoruz.

#6

#6

Bunun gibi bağlı bulunmakla inanmış ve mutlu olduğumuz İslam dinini, yüzyıllardan beri alışılmış olduğu üzere, bir politika aracı durumundan kurtarmak ve yükseltmek gerektiği gerçeğini görüyoruz. Kutsal ve tanrısal olan inanç ve vicdanlarımızı karışık ve türlü renkte bulunan ve her türlü çıkarlar ve tutkuların alanı olan siyasetten ve siyasetin bütün ögelerinden bir an önce kesinlikle kurtarmak, milletin dünya ve ahiret mutluluğunun emrettiği bir zorunluluktur. Ancak böylece İslam dininin yüceliği gerçekleşir.

#7

#7

Vatandaşları içinde çeşitli dinlere mensup unsurlar bulunan ve her din mensubu hakkında adil ve tarafsız tutum ve davranışta bulunmaya ve mahkemelerinde vatandaşları ve yabancılar hakkında eşit adalet uygulamakla vazifeli olan bir hükumet, fikir ve vicdan hürriyetlerine uymaya mecburdur.

#8

#8

Bizim dinimiz hiçbir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah'ın emrettiği şeyi, kadın ve erkek beraber olarak ilim ve kültür edinmeleridir. Kadın ve erkek, bu ilim ve kültürü aramak ve nerede olursa oraya gitmek ve onunla dolu olma zorundadır. İslam ve Türk tarihi tetkik edilirse görülür ki bugün kendimizi bir türlü kayıtları bağlı zannettiğimiz şeyler yoktur. Türk sosyal hayatında kadınlar ilim, kültür ve diğer hususlarda erkeklerden katiyen geri kalmamışlardır. Belki daha ileriye gitmişlerdir.

#9


Türkiye Cumhuriyetinde, her yetişkin dinini seçmekte hür olduğu gibi, belirli bir dinin merasimi de serbesttir. Yani, ibadet hürriyeti vardır. Tabiatı ile ibadetler, güvenlik ve genel adaba aykırı olamaz; siyasi gösteri şeklinde de yapılamaz. Geçmişte çok görülmüş olan bu gibi durumlara artık Türkiye Cumhuriyeti asla katlanamaz.

#10

#10

Laik hükumet kavramından dinsizlik manası çıkarmaya çalışan fesatçılara fırsat vermeyiniz.

#11


Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.

#13

#13

Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kafir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslam'ın kafirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, dimağladır.

#14

#14

Bizim dinimiz en makul ve en tabii bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabi olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur.

#15

#15

Bizi yanlış yola sevk eden soysuzlar bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep din kuralları sözleriyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz... Görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harabeden fenalıklar hep din örtüsü altındaki küfür ve kötülükten gelmiştir.

#16



Artık Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa, kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar.


KAYNAK :http://onedio.com

10 Ocak 2016 Pazar

Atatürk'ün "Ulusları kurtaracak olan yalnız ve ancak öğretmenlerdir" sözünün hakkını veren bir öğretmen: Ahmet Naç.



Sisteme rağmen, bir öğretmen değişince her şeyin değişebileceğinin güzel örneklerinden biri öğretmen Ahmet Naç...


Atatürk'ün "Ulusları kurtaracak olan yalnız ve ancak öğretmenlerdir" sözünün hakkını veren bir öğretmen: Ahmet Naç. Facebook sayfasından paylaştığı sınıfıyla Türkiye'nin gündemine oturan Ahmet öğretmen hurriyet.com.tr'ye konuştu.

Ahmet Naç, baştan yarattığı sınıfını Facebook sayfasından paylaştı, binlerce paylaşım ve beğeni aldı. Türkiye'nin konuştuğu Ahmet öğretmeni aradım ve bu fikrin nereden çıktığını, bu süreçte ona kimlerin destek olduğunu sordum. Fikrin çıkış noktasının ilkokul öğrencilerinin neler yapabileceğini göstermek olduğu söyledi. 10 yıldır öğretmenlik yaptığını söyleyen Ahmet öğretmen mesleğe Siirt'in bir mezrasında başlamış ve 5 yıl kadar orada çalışmış. Daha sonra ise İstanbul Esenler'deki Mehmet Akif Ersoy İlkokulu'na gelmiş. 
5 yıldır görev yaptığı okul idaresiyle konuşup, okuldan izin alarak çalışmalar yapmış. Manchester Salford Üniversitesi'nin 3 yıl süren bir araştırmasını dikkate alıp, bilimsel araştırma ve makaleleri incelemiş.
"BİR BİLGİSAYAR PARASINA 3 TANE BÖYLE SINIF YAPILIR"
Ahmet öğretmen, sınıfı tasarlama sürecini şu sözlerle anlatıyor: "Velilerimle imece usulü çalıştık. Bir boyayı velim getirdi. Bir öğrencimin dedesiyle birlikte hafta sonu sabahtan akşama kadar duvarları boyadık. Çuvalları velilerim dikti. Gökkuşağı tüllerinin çok fazla masrafı olmadı zaten. Bu sınıf ne kadara mal oldu derseniz, hani öğretmenler sene başında velilerine sınıf için bilgisayar aldırırlar ya işte o bilgisayarın parasına 3 tane böyle sınıf yapılır"
"KARŞIMDA TÜRK ANNELERİ VAR. ONLARIN NELER YAPABİLECEĞİNİ BİLİYORUM"
Velilerin ve okul yönetiminin tepkilerinin en başından beri olumlu yönde olduğunu söyleyen Ahmet öğretmen velilere sınıfın tasarımını şu duygularla anlatmış: "Karşımda Türk anneleri var. Onların neler yapabileceğini biliyorum. Her şeyden önce onlara güvendim. Ben tatilimden feragat edeceğim dedim. Siz de paranız yoksa bile birer ikişer lira her gün kenara koyarak, sınıfa katkıda bulunsanız yeterli dedim. Böyle bir iş, parayla değil ancak emekle olurdu çünkü" 
Şimdi Türkiye'nin her yerinden öğretmenlerin sınıflarıyla ilgili sürekli bir şeyler sorduğu Ahmet öğretmene boya firmaları bile "Okuldaki diğer sınıfları da biz boyayalım diye" teklif götürmüş. 
İşte Ahmet Naç'ın Facebook hesabından paylaştığı notu ve harikalar diyarına çevirdiği sınıfı: 
"Benim oluşturduğum tasarımı, öğrenciler çalışmalarıyla tamamlayacak. Dediğim gibi gördükleriniz içerisinde süs olsun diye yapılan bir şey yok. Çok emek var ama buna değiyor. Şu anki halinden çok daha iyi bir sınıf halini alacak. Çünkü sınıf benim değil onların. Sözü onlara bırakır ve onlara güvenirseniz neler yapabileceklerine inanamazsınız" 
"O KURU BİR AĞAÇ. ÖĞRENCİLERİM YEŞERTECEK"
Öğretmen dolaplarına kilitli sınıf kitaplıklarından öğrencileri kurtarmanın gerektiğini vurgulayan Ahmet öğretmen, öğrencilerine okuma yazmayı sevdirmek için ağaç şeklinde bir pano hazırladı ve yazısında bu vurguyu yaptı: "Panoya bugün ses ve kelimelerini asarlar yarın şiirlerini güzel sözlerini.Ya da temayı kendileri belirleyebilirler. O şimdilik kuru bir ağaç. Öğrencilerim yeşertecek. Artık onların ağacı" 
Ahmet öğretmen yazısına şöyle devam etti: "Okumayı yazmayı öğretmek temel amaç olmasın. Çevrenize bakın. Ahlaklı ahlaksız iyi kötü başarılı başarısız herkes okuma ve yazma biliyor. O zaman farkı yaratan başka bir şey. Bırakın güzel yazmasın. Benim yazım berbattır ancak öğrenci kapasitesinin sınırlarını zorlasın diye karakterine ve ses tonuna uygun şiir yazan bir öğretmenim. Varsın yazısı çirkin gözüken öğretmen olayım.
Okumayı öğretmeyelim okumayı sevdirelim. Matematiği öğretmeyelim matematiği sevdirelim. Şarkı öğretmeyelim, sevdiği şarkıları söylemeleri için ortam sağlayalım. Resim yaptırmak onların eğlencesi için olmasın, resmin değerini gösterelim. 3 boyutlu hamurdan, tahtadan yaptıklarını çantalarına atmasınlar. Değerini anlasınlar yaratıclıklarını zorlasınlar. Vazgeçmesinler. Ağlayınca teselli edip o anı kurtarmayın. Ona mutsuzluktan çıkacak yolu gösterin, konuşturun. Onlar adına karar vermeyelim artık. Hayatlarıyla ilgili kararları onlar versin.Yanlış da olsa sınıf onların, kıyafet onların, yaptıkları sıra onların. Çantasını onun yerine taşımayın. Kitabını kendi alsın. Yanlışlarını fark etsin. Siz düzeltmeyin onlara düzeltmesi içinfırsat verin.
Eğer öğretmeni ve aileleri onlar adına birşeyler yapmaya karar vermeye devam ederse ileride onların bir şey yapmamalarına üzülmeyin. Bunu ona siz öğretiyorsunuz çünkü.
Öğrenciye susun derseniz susmak için sizin sus demenizi bekler. Sınıfı temizle derseniz sizin temizle demenizi bekler. Dersine çalış derseniz sizin çalış demenize bağlı olur. Dersi tekrar ederseniz anlamak için tekrara ihtiyaç duyar. Problemlerini çözerseniz her zaman siz çözmek zorunda kalırsınız.
Ortaokula geçince bunlar yok olunca kontrolünüzden çıkınca bir bakmışsınız sudan çıkmış balıktan farkları kalmaz.
"AİLESİNE VE ÖĞRETMENİNE BAĞIMLI ÇOCUK BİREY OLAMAZ"
Başarılı ve mutlu olmaları için birey olmaları gerekiyor. Sorumluluk sahibi gelişim görevlerini yerine getirmiş yeterli donanıma sahip,yeteneklerini geliştirmiş olması gerekiyor. Ailesine ve öğretmenine bağımlı çocuk birey olamaz, mutlu da olamaz. İlkokul bitene kadar herşey iyi gidiyor sanarsınız.Kontrol siz de çünkü. Asıl film ergenliğe girince başlayacak.
Öğretmenler ve aileler çocuklara iyilik yapayım derken aslında en büyük kötülüğü yapıyor olabilir
Sıradan bir sınıfı bu hale getirdi









Popüler Yayınlar