SANAT /// KİTAP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SANAT /// KİTAP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Eylül 2018 Salı

Gerçek Hayat Hikayesi...

.........................
Dedesi,
Bağdat kadısı,
babası,
padişah tarafından atanan Heyet-i Ayan azası’ydı.
Çamlıca’da, uşaklı bahçıvanlı,
muhteşem bi köşkte yaşayan,
oturmasını kalkmasını,
ecnebi lisanları bilen,
yakışıklı bi delikanlıydı.
Yüksek tahsil için İskoçya’ ya gönderildi.
Ve, Londra’da bi partide gördü onu...
Güzeller güzeli İngiliz genç kadın,
şahane gülümsüyor,
etrafına ışık saçıyordu.
Vuruldu, âşık oldu.
Gözler her şeyi anlatır derler ya,
belli ki, hisleri karşılıksız değildi.
Zaten, zarif bi kaç kısa cümleden oluşan sohbet sırasında işareti almış,
genç kadının her gün Hyde Park’ta at gezintisi yaptığını öğrenmişti.
Sabahın köründe, soluğu Hyde Park’ta aldı.
Aaa ne tesadüf filan...
Birlikte at bindiler, yemek yediler,
muhabbeti ilerlettiler.
Rüya gibiydi.
Rüya gibiydi ama,
uyanması da vardı...
Tahsilini tamamlamıştı, yurda dönmesi gerekiyordu.
Kalsa, olmaz, bıraksa, hiç olmaz.
Pat diye, benimle evlenip
Türkiye’ye gelir misin dedi.
Genç kadın sevinç çığlığı attı,
coşkuyla boynuna atlayıverdi.
Sonra...
Az geri çekildi, oturdu, boynu büküldü,
hayatta en çok istediğim şey bu ama, maalesef imkânsız, Jack var dedi.
Jack de kim yahu?
Genç kadının ailesi tiyatrocuydu,
ordan oraya turneyle dolaşan
kumpanyaları vardı.
Babası ölünce, annesi
bi adamla Avustralya’ya kaçmış,
kızını anneannesine bırakmıştı.
Anneanne, n’aapsın, torununu acilen
başgöz etmiş, talihsizlik işte,
savaşa giden damat,
kimbilir nerde mıhlanmış,
geri dönmemiş, ardında,
henüz 16 yaşında hamile bi
dul bırakmıştı.
Jack, oğluydu.
Delikanlı dinledi, dinledi,
önce sıkı sıkı sarıldı, sonra,
hiç sorun değil, oğlumuzla gideriz dedi.
Orient Express...
Ver elini İstanbul.
Delikanlı hiç sorun değil demişti ama,
sorun büyüktü.
Esir şehrin insanlarıydı İstanbul...
Mustafa Kemal Bandırma’ya binerken, İngiliz gelinin, İngiliz işgalindeki kâbusu başlıyordu.
Dedim ya, işgal yıllarıydı,
herkes herkese şüpheyle bakıp,
memleketi satanları mimlerken...
Faytona binip, köşke geldiler.
Aman da efendim hoş gelmişiniz
sefalar getirmişiniz diye kucaklaşma beklenirken, bismillah,
nerden bulup getirdin bu gâvuru dedi, delikanlının ailesi!
Memleket İngiliz süngüsü altında
inim inim inlerken, İngiliz gelin olacak iş değildi yani.
Aşklarına sığınıp, göğüs gerdiler.
Sevdiği adam uğruna, kara çarşafa bile girdi İngiliz gelin, Müslüman oldu, Nadide adını aldı.
Kaderin cilvesi mi desek, ne desek...
Mustafa Kemal Bandırma’ya binerken İstanbul’a inen bu genç kadının
nüfus kâğıdına, doğum yeri olarak
Bandırma yazıldı...
Çünkü, nüfus memuru doğum yerinin
Londra olduğunu gördü,
Londra Mondra olmaz,
olsa olsa Bandırma’dır diye kaydetti!
Memleket kurtuldu, cumhuriyet kuruldu.
Hariciye’ye giren delikanlı, Lozan’da
İsmet İnönü’nün özel kalem müdürü oldu.
Şak, kanun çıktı, hariciyecilerin
eşi ecnebi olamaz...
İnönü, pek beğendiği delikanlıya kıyamadı, boşan, birlikte yaşa, mesleğine devam et dedi.
Delikanlı, bu teklifi hakaret olarak kabul etti.
Benim için ailesini, memleketini, dinini terk eden eşime bunu yapamam, mesleğimden vazgeçerim,
aşkımdan asla dedi.
Bastı istifayı, ıvır zıvır işler yaparak,
evini geçindirmeye çalıştı.
O zamanlar memur değilsen,
ayvayı yiyordun.
Ayvayı yedi.
Hayatları kaydı.
Önce eldeki avuçtaki bitti,
sonra gümüşler satıldı, ardından köşk gitti...
Dımdızlak kaldılar.
Kiraya çıktılar.
Tükene tükene, gecekonduya kadar düştüler.
Çocukları olmuştu.
Saracak bez yoktu.
Çarşafları yırttılar.
Bi eli yağda bi eli balda doğup büyüyen delikanlı, eşinin hiç sızlanmadan dimdik duruşunu gördükçe, yeniden yeniden âşık oluyordu ama, kahrından alkole dadanmıştı.
Çalışamaz hale geliyor, daha çok sefalete sürükleniyorlardı. Hayatlarında eksilmeyen tek kavram, mutluluktu.
Mutluydular.
İngiliz anne, adı gibi, hakikaten nadide’ydi...
O kör kuruşa muhtaç hallerinde bile, hastaneden atılmış iki çocuklu bi kadına evini açtı, sokakta dilenen bi nineye kendi yatağını verdi, aylarca baktı, yıkadı, pakladı, komşuların fısır fısır dedikodusuna aldırmadan,
kaçak olarak yaşayan, dara düşmüş
bi Fransız’ı sofrasına oturttu, çocuklarına kuru ekmeği paylaşmayı öğretti.
Bi gün...
İngiltere Elçiliği’nden görevliler geldi,
nasıl duydularsa duymuşlar,
çocuklarını al, İngiltere’ye dön,
eğitimlerini üstlenelim,
sosyal güvencen olsun dediler Nadide’ye...
Kapıdan kovdu!
Eşim Türk, çocuklarım Türk,
burada babalarının yanında yaşayacaklar, ben de onların yanında öleceğim, benim için hayatını feda eden eşimi, paraya değişmem dedi.
İki millet, iki devlet, iki din arasında
perişan olmuşlardı ama, aşkları sapasağlamdı.
Üstelik...
Cumhuriyet de sapasağlamdı.
O dönemin Cumhuriyet’i, şimdiki gibi sadece parası olanlara değil, gariban ailelerin çocuklarına da fırsat eşitliği sağlıyor, okumaya niyetleri varsa, okutuyor, üniversiteyse üniversite, konservatuvarsa konservatuvar, yeteneğin önünü açıyordu.
Delikanlı, delikanlı gibi yaşadı, öldü.
Nadide zatürreeden vefat etti,
hayatının en çetin günlerini yaşadığı İstanbul’da, kızının evinde...
En çok kızına güvenir, en çok küçük oğlunu severdi.
Bu koca yürekli kadının
küllerinden doğan kızı, YILDIZ...
Oğlu, MÜŞFİK KENTER’di.
Boşuna dememişler,
işini yapacaksan aşk’la yap diye...
Ve, merak ederim,
tiyatroda sahneye koymak
için abuk sabuk senaryolar
aranır hep niye ...?
YILMAZ ÖZDİL

1 Eylül 2018 Cumartesi

Kabullenme Ektim. Baş Eğme Değil. Olduğu Gibi Kabullenme…

12348006_1168920709792563_942044510667995076_n[2]



Temizlik yaptım bugün…
Hem de tüm benliğimde.
Bütün kaslarımı, sinirlerimi, kemiklerimi hatta kanımı bile temizledim. En küçük yerlerine, kıvrımlarına girmiş, sinmiş tüm pislikleri attım.
Kırgınlıklarımı dışarı çıkardım ilk önce.
Görmenizi isterdim…
Nasıl da çok yer kaplıyorlarmış, inanmazsınız.
Bağışlamayı yerleştirdim yerine özenle.
Titizlikle her birinin üstüne ektim tohumlarını.
Her yere, görebildiğim, göremediğim her yere serptim.

Atarken kırgınlıklarımı, bakmadım neydi onlar diye…
Geçmişimden de bir parça kalsın istemiyordum.
Gelecek geçmişten çok daha fazla yaşanası.
Bakmadım, merak da etmedim.
Bağışlamayı ekerken tekrar kırılmaktan korkuyordum belki.
Kıskançlığımı çıkardım.
Meğer ben ne az kıskançmışım.
Çok kolay oldu.
Sevindim…
Sanki kaybetmiş bir eşyamı bulmuş gibi oldum.
Çok şükür ki kin ve nefret yoktu yüreğimde.
Nasıl temizlerdim hiç bilmiyorum…
Sıra korkularıma gelmişti.
Çıkarmaya bile korktum önce.
Ne de çok alışmışım onlarla yaşamaya.
Bunca acı ve endişeye nasıl alışılır,
İçten içe bir sevgi nasıl duyulur anlayamadım.
Yerini, toprağını sevmiş mor bir menekşeydiler.
Eee… ne de olsa iyi bakmıştım onlara.
Her gün yeni yeni korkular ekleyip, endişelerimle sulamıştım.
Mutluluklarımı , ümitlerimi ne de çok ihmal ettiğimi anladım o an. Bu ilgiyi onlara verseydim, her gün onları düşünüp birer umut daha ekseydim, almadan verip, beklemeden sevseydim…
Her şeyden önce içimdeki gücün ve sevginin daha fazla farkında olsaydım, böyle bahar temizliklerine ihtiyacım kalmazdı.
Çok zorlandım korkularımla.
Birbirlerinin içine halkalar misali girmişlerdi.
Kenetlenmişlerdi adeta.
Ama onları da sevgiyle çıkardım.
Bir bebek şefkatiyle , öperek, severek, okşayarak…
Ve onları yaşamaktan, hem de bir zamanlar bir kabus gibi yaşamaktan,
pişmanlık duymadan çıkardım…
Kızsaydım onlara, bağırıp çağırsaydım.
Yine dönüp dolaşıp geleceklerini biliyordum.
Güzel kokular geliyor içimden…
Saçlarım hep parlak gibi dururdu ama parlak değilmiş.
Ellerim her zamankinden daha yumuşak,
Tenim hiç olmadığı kadar duru,
Bir su gibi sesim…
Temizlik yaptım bugün.
Bahar temizliği…
Neşe ektim, hoşgörü, güven, sevgi ektim…
Almadan vermeyi, sevilmeden de sevmeyi, paylaşmayı ektim.
Sağlık ektim, bol sıhhat.
Korkusuzlukları ektim alabildiğine.
Saatlerce ektim korkusuzluğu
Çılgınlık ektim, doğallık.
Sonsuzluk…
Bağışlama ektim.
Aşk ektim her hücreme.
Coşku, heyecan, sessizlik ektim.
Tüm güzel fikirler sessizken geliyor bana.
Kabullenme ektim.
Baş eğme değil.
Olduğu gibi kabullenme…
EDWARD MORRISON

https://anetteinselberg.com

"Dokunulmamış Kadınlar" Emine SUPÇİN

"Cehalet sorgulamaz, yargılar...
Cehalet öğrenmez , inanır...
Cehalet okumaz, hatmeder...
Cehalet ilkeldir, sosyalleşmez...
Medeniyetse, kadın ve erkeğin birlikte yürüyebilmesidir."

"Cehaletin tek korkusu KADINdır.
Çünkü...
KADIN öğrenirse çocuklarına da öğretir..."

Emine SUPÇİN 
"Dokunulmamış Kadınlar"





11 Kasım 2017 Cumartesi

Karaköy ile Beyoğlu Arasındaki Tarihi Tünel




Dünyanın ikinci metrosu...

Londra’dan sonra dünyanın en eski ikinci metrosu olan Tünel’in oluşum hikayesi Fransız mühendis Eugene Henri Gavand’ın girişimiyle başlar. Gavand, dönemin ticaret ve bankacılık merkezi olan Galata ile sosyal hayatın kalbinin attığı Pera arasında sürekli mekik dokuyan insanları gözlemler ve Yüksekkaldırım Yokuşu ile Galipdede Caddesine alternatif bir yol düşünür. Bu iki merkezi birbirine bağlayacak asansör tipinde bir demiryolu projesi için Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz Han'ın huzuruna çıkar, 10 Haziran 1869’da Tünel yapım imtiyazını alır. İşletme süresi 42 yıl olarak belirlenen Tünel `yap-işlet-devret` modeliyle inşa edilir.
Tünel yapım çalışmaları 30 Haziran 1871’de başlar. Temmuz 1872’de İngiliz uyruklu “The Metropolitan Railway Of Constantinople From Galata to Pera” adlı şirketin  tescili yapılır. 05 Aralık 1874’de yapımı tamamlanan Tünel’de hayvan taşımalı deneme seferlerinin ardından 10 para yolculuk ücreti karşılığında insan taşımacılığına geçilir. Tünel, 17 Ocak 1875’te yerli ve yabancı muteber davetli topluluğunun katıldığı görkemli bir törenle hizmete alınır.  
İlk yapım maliyeti 180 bin Osmanlı Lirası olan Tünel tesislerinin enerjisi 150 beygir gücünde iki buhar makinesiyle sağlanır. Tünel, sefere başladığında iki tarafı açık olan vagonlar elektrik olmadığı için gaz lambalarıyla aydınlatılır.  
1910’da elektrikli tramvaylara geçiş çalışmaları başlayınca, şirket, 1911 yılında  Osmanlı uyruğuna geçer ve  “Dersaadet Mülhakatından  Galata ve Beyoğlu Beyninde Tahtel’arz Demiryolu” unvanını alır. Daha sonra devlet tarafından 175 bin Türk lirasına satın alınarak 01 Mart 1939’da millileştirilen Tünel, 16 Haziran 1939’da 3645 sayılı yasa ile kurulan İstanbul Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmeleri (İETT) Umum Müdürlüğü’ne devredilir.
İkinci Dünya Savaşında; bazı malzemeleri satın alınamadığı için üç buçuk ay yolcularından ayrı kalan Tünel, Fransız Eletctro Enterprise firması tarafından 33 Milyon Lira sarfla tamamıyla yenilenerek elektrikli hale getirilir. Tünel'in elektrifikasyon çalışmaları 1968 yılında başlar, 2 Kasım 1971 tarihinde yeni haliyle törenle hizmete açılır. 350 beygir gücündeki elektrikli sistemiyle 573 metrelik mesafeyi 90 saniyede aşan Tünel, 16 metre boyunda iki vagonuyla bir seferde 170 kişiyi taşır.
Osmanlı döneminde ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında İstanbulluların vazgeçilmezi olan Tünel, her gün sessiz adımlarla Karaköy ile Beyoğlu’nu birbirine bağlarken yolcularına en kısa, en keyifli ve en samimi yolculuğu sunar. 
Tünel'in çalışma saatleri:
Hafta içi ve Cumartesi : 07:00 - 22:45
Pazar günü : 07:30 - 22:45
Sefer aralığı ortalama 5 dakikadır.

http://www.iett.istanbul/tr/main/pages/tunel-hakkinda/93



Gümüşsuyu Mahallesi, Tak-ı Zafer Cd., 34437 Beyoğlu/İstanbul haritası



28 Aralık 2016 Çarşamba

Dünyanın En İlginç 7 Kütüphanesi

878363491631211111










Kitap severler için kütüphaneler muhteşem yerlerdir. Ama bazı kütüphaneler var ki bazıları binası ve içine girdiğinizde size hissettirdikleri için özellikle görülmeye değer. Dünyanın en ilginç 7 kütüphanesini sizin için derledik.

1- Beitou Halk Kütüphanesi
34254676878
Dünyanın en yeşil kütüphanesi denebilecek Tayvan’daki Beitou Halk Kütüphanesi’nin çatısı eğimli yapılmış ki hem nemi tutsun, hem de yağmur suları gri atık su toplama noktasına aksın ve bu su bitkileri sulamak veya tuvaletler için kullanılabilsin.
Tepesindeki fotovoltaik panellerle aynı zamanda kendi güneş enerjisini depolayan bu kütüphane, aynı zamanda enerji verimliliğini öne çıkaracak şekilde dizayn edilmiş.

2- Liyuan Kütüphanesi
98765433
Pekin’in dışında bir köyde yer alan tek katlı bu kütüphanenin dışı ahşapla kaplı. Her ne kadar ahşapla kaplı olsa da, içinde geliştirişlmiş bir soğutma sistemiyle üzerinde olduğu gölden soğuk hava alıyor. Geri dönüşümlü materyallerden yapılmış bu kütüphane hem çevre dostu, hem de çok samimi bir havası var.

3- Stuttgart Şehir Kütüphanesi
2345678
2345678
Eski Roma’daki Pantheon’dan esinlenerek dizayn edilmiş olan küp şeklindeki bu 9 katlı kütüphanede,kitaplar hariç herşey bembeyaz.

4- Jose Vasconcelos Kütüphanesi / Meksika
21345657889
21345657889
Tamamıyla beton ve camdan oluşan bu kütüphanede sanki raflar havada uçuşuyor gibi tasarlanmış. Ayrıca kütüphanenin ortasında kocaman bir balina iskeleti de var.

5- Admont Kütüphanesi
234235432
234235432
Dünyanın en güzel kütüphanelerinden birisi olan Admont Kütüphanesi, aynı zamanda dünyanın en büyük ikinci manastır kütüphanesi. 200.000 üzerinde kitap olan bu kütüphane 18. yüzyılda Barok stilinde yapılmış. İnsanın bilgiye ulaşmasının evrelerini gösteren tavan freskoları ise tam anlamıyla muhteşem.

6- Delft Teknoloji Üniversitesi Kütüpanesi
2342564644322
2342564644322
Her ne kadar modern kütüphaneler çoğu zaman eski yapılar kadar güzel olmasa da, Delft’teki bu kütüphanenin tepesindeki huni tüm güneş ışığını topluyor ve okuyuculara doğal bir ışık sunuyor. Ayrıca yeşille kaplı çatısı da son derece çevre dostu. Delft Üniversite Kütüphanesi, modern olması yanında son derece muhteşem bir yapı.

7- Villanueva Halk Kütüphenesi
2132435676
2132435676
Kolombiya’nın en meşhur kütüphanelerinden biri olan Villanueva Halk Kütüphanesi yerel malzemeler kullanılarak yapıldığı gibi, yerel halk tarafından inşa edilmiş. Yapımında kullanılan taşlar yakınındaki bir nehirden ve sürdürülebilir ahşap yakındaki ormanlardan alınmış.
Yerel bir üniversiteden 4 öğrencinin tasarladığı bu kütüphanede doğal havalandırma kullanılmış. Pek de zengin olmayan bir bölgede yapılan bu bina, yerel malzemeler, halkın yardımı ve tasarımdan tasarruf ederek yapı maaliyeti düşük ama etkisi büyük bir kütüphane olmuş.


Logo




14 Mayıs 2015 Perşembe

ROMAN TAVSİYESİ : Kimberley Freeman - Deniz Feneri Koyu - Pdf



Kimberley Freeman Deniz Feneri Koyu Pdf E-kitap indir

"Belki de kırılmıştır kalbim. Bildiğimiz anlamda kırık bir kalp değil, sadece ortadan ikiye çatlamış bir kalp de değil. Şömine rafından alınıp, sert bir el tarafından sökülerek parçalarına ayrılan, sonra da paramparça bir halde yere bırakılan bir saat gibi. Bir daha çalışamayacak kadar parçalanmış bir saat."

Ünlü bir kuyumcu ailesinin gelini olan Isabella Winterbourne, kalbi acıdan kavrulsa da, 1901 yılında eşiyle birlikte o çok kıymetli hediyeyi Avustralya parlamentosuna teslim etmek üzere bir gemi yolculuğuna çıkmak zorundadır. Ancak gemi Queensland sahilinde batar ve bu kazadan sağ kurtulan tek kişi Isabella'dır. Ve ne talihtir ki eşinin gözü gibi sakındığı hediye de kıyıya vurmuştur. Isabella bir karar vermek zorundadır. Ya kocasının zengin ve baskıcı ailesine geri dönecektir ya da elindeki bu hediyeyle yıllardır özlemini çektiği saklı rüyasını gerçekleştirecektir. İşte o an uçsuz bucaksız karanlık sahilde bir ışık dikkatini çeker. Ve Isabella deniz fenerinin sığınağına bırakır kendini.

Bir asır sonra Libby Slater, hiç karşılık beklemeden sevdiği adamı kaybedince, artık ona anlamsız gelen Paris şehrini ardında bırakmaya karar verir. Yaşamını çocukluğunun geçtiği Deniz Feneri Koyu'nda devam ettirecektir. Ancak yirmi senedir hiç görüşmediği kız kardeşinin düşüncesi onu endişelendirse de geçmişte yapılan hataların telafisi yoktur. Dahası fener evinde kalmaya başladığı günler ona bu koyun her zaman sürprizlerle dolu olduğunu gösterecektir.

Kır Çiçeği Tepesi ile gönülleri fetheden Kimberley Freeman, farklı yüzyıllarda yaşamış iki kadının geçmişi geride bırakıp geleceklerine yön verişlerini ustalıkla anlatıyor. Ve bu kadınların aradıkları cevaplar ise Deniz Feneri Koyu'nda saklı.

"Freeman, bir asır arayla yaşayan ama geçmişin zorluklarıyla bir şekilde başa çıkan ve aynı deniz fenerinin huzuruna sığınan iki kadının hikâyesini ustalıkla kaleme alıyor."

-Publishers Weekly-

(Tanıtım Bülteninden)

Sayfa Sayısı: 488
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Çevirmen :Duygu Parsadan
Yayınevi :Arkadya Yayınları


BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ!
http://bc.vc/KAjCXI


KARİKATÜR : AMELİYATHANE :))))))



22 Nisan 2015 Çarşamba

ROMAN TAVSİYESİ : Ahmet Şerif İzgören Avucunuzdaki Kelebek - Pdf



Ahmet Şerif İzgören Avucunuzdaki Kelebek Pdf E-kitap indir

"Tebrikler! Çok net başka bir şey söylemem mümkün değil. Sanırım hızlı okuma rekoru kırmış olabilirim. Bu kadar duygu yüklü, bu kadar gerçekleri gözler önüne serebilen, hala umut olabileceğine dair bu kadar mesaj bir arada nasıl verilir, gerçekten tebrikler."

Filiz Şahin

"Sizi temin ederim hayatımda iş dünyası ve iletişim üzerine okuduğum hiçbir eser bende bu kadar etki bırakmadı. "

Çağlayan Babacan

"Harika bir kitaptı. Bütün meseleleri çok içten ve güzel işlemişsiniz. Hayatımda birçok değişiklik yapmama neden oldunuz."

Fikret Odabaşı


BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ!
http://bc.vc/oVs4jv

ROMAN TAVSİYESİ : Alein Kentigerna Kıyamet Elçileri - Pdf



Alein Kentigerna Kıyamet Elçileri Pdf E-kitap indir

İslamiyet'in doğumun*dan kısa bir süre önce bir haham ve bir rahip, Cenovalı eski bir mezar soyguncusuna ait bir günlüğü okuyarak Atlantik Okyanusu'nu geçerler ve dünyaya gönderilen ilk kutsal metinlerin izini sürmek için Orta Amerika'da bir adaya ulaşırlar. Onların gidişinden on yıl sonra elinde tuhaf, gümüş bir nesne olan genç bir Orta Amerika yerlisi, peşindeki iki Fenike gemisinden kaçarak bir gemiyle Akdeniz*e girer ve Mısırlıların eline tutsak düşer...

1600'lerin Osmanlısı. Üzeri taşla örtülmüş bir kuyunun dibinde bulunan bir rahibin cesedi...
Ve tüm ipuçlarının toplandığı Silifke*nin baş imamı. İmamın elinde ise bir kuru kafa ve kimden geldiği belli olmayan gizemli mektuplar... Gnostik tarikatlar, ürkütücü rüyalar, kaybolan iskeletler ve kurmaca mı gerçek mi belli olmayan kapkara bir sisin ardına gizlenmiş tehlikeli bir sır...

Bir çırpıda okunacak, heyecanın doruklarında, gizemli, çarpıcı ve her sayfası gerilim yüklü bir tarihsel roman.


BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ!
http://bc.vc/ITntrx

ROMAN TAVSİYESİ : Ahmet Demir Yalnızlık Sek İçilir - Pdf



Ahmet Demir Yalnızlık Sek İçilir Pdf E-Kitap indir

"Aşkı tanıdım, yaşadım ve yanıldım... Sen de oradaydın"

Küskün değilim sana, kızgınlığım da geçti, ama kırgınlığım geçer mi bilmiyorum...

Biz yalancı baharlara inanıp açan iki çiçeğiz, papatya mevsimine aldanıp, fallara kanmışız o kadar...* Ne kadar kuru ayaz varsa hepsine dayanmış, hafif bir sonbahar rüzgârıyla solmuşuz...

Şimdi faydası olmayan teselliler aldım yüreğime, bir adım sonra nereye gideceğim, onu bile bilmiyorum..*. Bildiğim tek şey, kelimelere dökemediğim duyguların efendisi olduğun...

Baskı yılı 2014


BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ!
http://bc.vc/HLg0t4

ROMAN TAVSİYESİ : Ahmet Batman Bana İkimizi Anlat - Pdf






Ahmet Batman Bana İkimizi Anlat Pdf E-kitap indir

"Soğuk Kahve" ve "Sabah Uykum" yazarından "Yaşanması mümkünken yaşanmayan her aşk gün gelir bizden bunun hesabını sorar."

Adamlık, bir kadını bir ömür sevmekten geçer. Kadınlık da kendini bir ömür sevecek adamın değerini bilmektir. Kimin için yaratıldığını bilmiyorsun elbette ama bu hikâyenin başrolü sensin. Aşkı senin, acısı senin. Kimse içinde kopan fırtınaları anlamaz, anlamak zorunda da değil zaten. İnsanlar hep konuşur çünkü hayat senin, tasası onlarındır.

Her şeye rağmen bilmediğim bir hikâyenin başrolünü oynuyorum. Sonu nereye gider belli değil, seveceğim kaç şarkı kaldı bilmiyorum. Herkes gibi, her şeyden habersiz yaşıyorum. Ne zaman karşıma çıkarsın, hangi şarkıda ilk dansımızı ederiz hiçbir fikrim yok. Ayrıntılara takılmaya gerek yok belki de. Hikâyeme katıldığın gün sarılır konuşuruz bunları.

(Tanıtım Bülteninden)

Sayfa Sayısı: 184
Baskı Yılı: 2014
Dili: Türkçe
Yayınevi: Destek Yayınları


BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ!
http://bc.vc/CBXUhn

10 Nisan 2015 Cuma

BİRAZ GÜLELİM :)

EVLILIK (BÖLÜM 1)

Tipik bir maço adam, çok hoş bir kadınla evlenir ve nikahın hemen
ardından, kurallarını ortaya koyar:
-Eve ne zaman istersem, saat kaçta istersem o zaman gelirim.Geldiğimde her zaman donatılmış rakı sofrası isterim. Oturur içerim.Sen olsan da,olmasan da...
-İstediğim zaman akşamları arkadaşlarımla dışarı çıkar,yerim içerim.Sen olsan da olmasan da...
Kadim, gayet sakin;
-Bence bir mahsuru yok. Yalnız benim de küçük bir kuralım var.
Bu evde her gece saat 21:00 de sex yapılır.Sen olsan da,olmasan da..



EVLILIK (BÖLÜM 2)

Kari koca, evliliklerinin 40. yıl dönümünde sert bir ağız dalaşına

girerler. Adam der ki;
- Sen öldüğünde, mezartasina söyle yazdiracagim;

- Burada benim karim yatiyor. Her zamanki gibi soguk"
- Yaa??" der kadin; 

- Sen öldügün zaman da ben senin mezar taşına söyle yazdiracagim;
- Burada benim kocam yatiyor. Nihayet sertlesti.

EVLILIK (BÖLÜM 3)


Doktor ve karisi kahvalti masasinda tartisiyorlar. Adam hiddetle
masadan kalkar ve "sen zaten yatakta da iyi degilsin" der ve hisimla
evi terkeder.
Bir müddet sonra kötü bir hareket yaptigini düsünüp, durumu telafi
etmek üzere telefon açmaya karar verir.
Kadin telefonu defalarca çaldiktan sonra açar ve adam sinirli bir
sekilde sorar; "Telefona cevap vermekte niye bu kadar geciktin?"
"Yataktaydim" der kadin.
"Bu saatte yatakta ne yapiyorsun?"
"Ikinci bir görüs aliyorum."


 EVLILIK (BÖLÜM 4)

Bir adamin 6 çocugu var ve bu basarisindan fazlasiyle gurur duyuyor.
O denli gurur duyuyor ki, karisini, onun tepkisine ragmen,
"6 çocugumun annesi" diye çagirmaya basliyor.
Bir gece bir partiye gidiyorlar. Adam eve dönme vaktinin geldiğine
karar verdiginde, karisinin da gitmeye hazir olup olmadigini öğrenmek
istiyor. Olanca sesiyle bagiriyor;
"Eve gidelim mi, 6 çocugumun annesi?"
Kadin, kocasinin bu dangalakligindan son derece rahatsiz oluyor ve o
da ayni sekilde bagiriyor;
"Ne zaman istersen, 4 çocugumun babasi!"

 
EVLILIK (BÖLÜM 5)

Bir isadami tavernaya girer, bara oturur ve bir duble martini
siparis eder. Içkisini bitirdikten sonra, gömleginin cebine bir göz atar,ardindan barmene bir duble martini daha hazirlamasini söyler.
Bunu da bitirince yine gömleginin cebine bir göz atar, sonra barmene
dönüp bir duble daha martini siparisi verir.
Barmen; "Bakin bayim, size bütün bir gece boyunca martini
getirebilirim. Fakat, bardagi her doldurmami istemenizden önce niçin
gömleginizin cebine baktiginizi söylemek zorundasiniz." deyince adam
cevap verir;
"Karimin fotografina bakiyorum. Ne zaman gözüme güzel gözükecek, iste o zaman eve gitme zamani gelmis olacak."
 
EVLİLIK (BÖLÜM 6)
 
Arkadaşları,yaşı ilerlemiş bekar bir iş adamına,yine iş aleminden
bekar ve güzel bir hanimi önermişler.
Adam;
-"Tamam demiş, olabilir.."
-"Yalnız bir şartım var.Ben bir iş adamıyım.Her zaman alacagim şeyi
test etmek, denemek isterim.Eğer kabul ederse, bir kere test
edeyim..."
O da,
-"Ben de bir iş kadınıyım" demiş

-"Deneme ve teste gerek yok,istediği takdirde bir çok referans verebilirim.


3 Nisan 2015 Cuma

Edebiyatımızın unutulmaz ismi Sabahattin Ali'yi, 108. doğum gününde özlemle anıyoruz. /// ALDIRMA GÖNÜL

Cezaevinde yazdığı 'Aldırma Gönül'




Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül, aldırma
Dışarda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül, aldırma
Görmesen bile denizi
Yukarıya çevir gözü
Deniz dibidir gökyüzü
Aldırma gönül, aldırma
Dertlerin kalkınca şaha
Bir sitem yolla Allah´a
Görecek günler var daha
Aldırma gönül, aldırma
Kurşun ata ata biter
Yollar gide gide biter
Ceza yata yata biter
Aldırma gönül, aldırma



Aşk, Hürriyet ve Yaşama Dair Satırları ile Edebiyatımızın Unutulmazlarından Sabahattin Ali...







1. Kadın sevebileceği zaman sevmiyor, ancak tatmin edilmeyen arzulara üzülüyor, kırılan benliğini tamir etmek istiyor, kaybedilen fırsatlara yanıyor ve bunlar ona aşk çehresi altında görünüyordu.

Kadın sevebileceği zaman sevmiyor, ancak tatmin edilmeyen arzulara üzülüyor, kırılan benliğini tamir etmek istiyor, kaybedilen fırsatlara yanıyor ve bunlar ona aşk çehresi altında görünüyordu.
Kürk Mantolu Madonna

2. Yalnızca devletin emrettiğini yapmakla hür olunuyorsa, buna hürriyet demek biraz güçtür.

Yalnızca devletin emrettiğini yapmakla hür olunuyorsa, buna hürriyet demek biraz güçtür.
Hürriyet Meselesi

3. 'Seni seviyorum. Deli gibi değil, gayet aklı başında seviyorum...'

'Seni seviyorum. Deli gibi değil, gayet aklı başında seviyorum...'
Kürk Mantonu Madonna

4. Konuşmaya ne lüzum vardı? Bütün güzel laflardan ve hoş insanlardan sıkılan bu mahlukları, birbirlerinin sessiz mevcudiyeti, yorgunluk verecek kadar doyuruyordu.

Konuşmaya ne lüzum vardı? Bütün güzel laflardan ve hoş insanlardan sıkılan bu mahlukları, birbirlerinin sessiz mevcudiyeti, yorgunluk verecek kadar doyuruyordu.
Kuyucaklı Yusuf

5. "Bir insanın diğer bir insanı, hemen hemen hiçbir şey yapmadan bu kadar mesut etmesi nasıl mümkün oluyordu?"

"Bir insanın diğer bir insanı, hemen hemen hiçbir şey yapmadan bu kadar mesut etmesi nasıl mümkün oluyordu?"
Kürk Mantolu Madonna

6. İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.

İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.
Kürk Mantonu Madonna

7. Rüzgar

Rüzgar
...
Bir dürbünün ters tarafı gibi bu dünya
En büyük şey, en asil şey küçülür burda.
Burda yalan para eden biricik iştir,
Burda her şey bir yapmacık, bir gösteriştir.
Kimi coşar din uğruna geberir, yalan!
Kimi gider vatan için can verir, yalan!
Bir filozof yetmiş eser yazar, yalandır;
Bir kahraman istibdadı ezer, yalandır.
Şairlerin büyük aşkı fani bir kızdır,
Bu dünyada herkes sinsi, herkes cılızdır.
Ne hakiki aşktan burda bir çakan vardır,
Ne de onu görse dönüp bir bakan vardır,
Her büyüklük cüzzam gibi dökülür burda,
En muazzam ölüm bile küçülür burda.
...

8. İstanbul'un dayanılmaz cazibesi...

İstanbul'un dayanılmaz cazibesi...
İstanbul'dan ayrılmak istemiyoruz fakat senede kaç defa kütüphaneye gideriz? Üç beş cadde ile bir o kadar da kahveden başka ne biliriz? Fikir hayatı, fikir hayatı diyoruz... En kabadayımız bile gevezelikten başka ne konuşuyor? Kahve münakaşalarıyla zihnimizi inkişaf ettirdiğimizi sanmakla pek akıllıca bir iş yaptığımıza kani değilim... Bizi buraya asıl bağlayan bir alışkanlıktır... Biz burada maksatsız yaşamayı ve boş beyinle dolaşmayı tatlı bir meşgale haline getirmek yolunu keşfetmişiz... Hepimizi İstanbul'a bağlayan sadece bu... Burada insan, kafasını zerre kadar işletmeden mütefekkir bir kimse olduğuna inanmak ve buna başkalarını da inandırmak imkanına malik... Bu şehrin ve buradaki muhitlerin dayanılmaz cazibesi işte bundan ibaret!...
İçimizdeki Şeytan

9. Bundan sonraki günlerimin ondan ayrı olarak geçeceğini bir türlü kabul edemiyor, bu ihtimali ciddilikten uzak, gülünç, imkânsız buluyordum.

Bundan sonraki günlerimin ondan ayrı olarak geçeceğini bir türlü kabul edemiyor, bu ihtimali ciddilikten uzak, gülünç, imkânsız buluyordum.
Kürk Mantolu Madonna

10. İnsan başkalarına yardım ettiği, başkalarını sevdiği kadar yükselir. Dünyada hayatın bir tek manası varsa o da sevmektir. Hatta mukabele edilmesini bile beklemeden sadece sevmek. Başka bir insanı bahtiyar edebilmek, kendini bahtiyar edebilmekten daha güç fakat daha insancadır.

İnsan başkalarına yardım ettiği, başkalarını sevdiği kadar yükselir. Dünyada hayatın bir tek manası varsa o da sevmektir. Hatta mukabele edilmesini bile beklemeden sadece sevmek. Başka bir insanı bahtiyar edebilmek, kendini bahtiyar edebilmekten daha güç fakat daha insancadır.
Sabahattin Ali (28 Şubat 1935 tarihli mektup, “Herkeslerden sevgili Aliye’ye”)

11. Günün birinde ya çıldıracağız, ya dünyaya hakim olacağız.

Günün birinde ya çıldıracağız, ya dünyaya hakim olacağız.
İçimizdeki Şeytan 

12. 'Nereye çağırırsan gelirim'

'Nereye çağırırsan gelirim'
Kürk Mantolu Madonna

13. 'Kalbim ki, senin en son sığınacak yerindir'

'Kalbim ki, senin en son sığınacak yerindir'
Ebedi

14. 'çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi...'

'çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi...'
Kürk Mantolu Madonna

15. Hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı...

Hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı...
İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğimi fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiilerin daimi bir mesulünü bulmuştum: buna içimdeki şeytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... İçimizdeki şeytan yok... İçimizdeki aciz var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç birşey: hakiklatleri görmekten kaçmak itiyadı var...
İçimizdeki Şeytan

16. İnsan alıştığı, güzel bulduğu, kendine yakın bulduğu yerlerden ayrılırken sanki vücudunun bir kısmını orada bırakıyormuş gibi üzülür.

İnsan alıştığı, güzel bulduğu, kendine yakın bulduğu yerlerden ayrılırken sanki vücudunun bir kısmını orada bırakıyormuş gibi üzülür.
Sabahattin Ali ( 7 Nisan 1935 tarihli mektup - “Çok sevgili Aliye’ye”)

17. Öyle günler gördüm ki...

Öyle günler gördüm ki...
öyle günler gördüm ki, aydın gökler kararıp
bahtım bir bulut gibi üstüme çöker oldu,
her gözümü yumunca tanıdık yüzler görüp,
hayaller alev alev beynimi yakar oldu.
ümitsizlik, gariplik dört tarafımı sarıp
yüzüm sırıtsa bile, içim yaş döker oldu.
her sabah ilk ışıklar gözlerimi oyardı,
uyanan taş duvarlar iniltimi duyardı.
Öyle Günler Gördüm ki şiirinden.
Görsel: Sabahattin Ali'nin Sinop Cezaevi'nde kaldığı odası

18. Artık hiçbir şeyin değişmesine imkan yok. Lüzum da yok.

Artık hiçbir şeyin değişmesine imkan yok. Lüzum da yok.
Kürk Mantolu Madonna

19. Cezaevinde yazdığı 'Aldırma Gönül'

Cezaevinde yazdığı 'Aldırma Gönül'
Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül, aldırma
Dışarda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül, aldırma
Görmesen bile denizi
Yukarıya çevir gözü
Deniz dibidir gökyüzü
Aldırma gönül, aldırma
Dertlerin kalkınca şaha
Bir sitem yolla Allah´a
Görecek günler var daha
Aldırma gönül, aldırma
Kurşun ata ata biter
Yollar gide gide biter
Ceza yata yata biter
Aldırma gönül, aldırma

20. Sezen Aksu'nun müthiş yorumu ile, Sabahattin Ali'nin unutulmaz şiiri 'Dağlar'


"bir gün kadrim bilinirse,
ismim ağza alınırsa,
yerim soran bulunursa,
benim meskenim dağlardır.."
Edebiyatımızın unutulmaz ismi Sabahattin Ali'yi, 108. doğum gününde özlemle anıyoruz.

Onedio

Popüler Yayınlar